PAZILIN PARÇALARI

IRAK sınırımızda hava iyice ısındı.

“Savaşa doğru” bir “gidiş” var.

31 Ocak 2003’te, Millî Güvenlik Kuru-lu’nun toplantısı, daha doğrusu “tarihî toplantı” 6.5 sat sürdü.

Asker, Meclis’ten “savaş yetkisi” istedi:

‘Türkiye, ulusal çıkarları gereği Kuzey Irak’a girmelidir.”

MGK bildirisinde ‘Türkiye, barışçı bir çözüm yeğlemekle birlikte, askerî bir operasyon kaçınılmaz olduğu takdirde ulusal çıkarlarını koruyacak önlemler almaktan da geri kalmayacaktır” denildi.

MGK; kritik toplantıdan sonra hükümete “yurtdışına asker gönderip, Türkiye’ye asker kabul etme yetkisi“ni TBMM’den almasını önerdi.

Savaş ihtimali yükseliyor.

Büyük olasılıkla bayramdan sonra ABD bir “operasyon” yapacak.

Ve Türkiye savaşın içinde.

Bugünkü tablo bu!

Bugünkü tabloyu daha iyi yorumlayabilmek için sizlere Onur Oymen’in “Silâhsız Savaş” (Remzi Kitabevi) adli eserini okumanızı öneririm.

Kitaptan bazı notlar aktarayım:

 

SİLAHSIZ SAVAŞ

2’nci Dünya Savaşı’nda kaç kişi hay­atını kaybetti, biliyor musunuz? 53 milyon kişi… Evet…

53 milyon kişi hayatını kaybetti. Bunun 30 milyona yakını sivildi. Birde; hayatını kaybetmeyip, göç etmek durumunda olanlar var. Yaşadığı yerleri terketmek…

Göçmen durumuna düşmek…

40 milyon kişi de göçmen durumuna düşmüş 2’nci Dünya Savaşı’nda…

Dünya savaşının neticesi, büyük insanî bir felâket…

Savaşın toplam maliyetinin 8 trilyon dolar olduğu hesaplanmış.

1996 yılı değerleriyle…

 

1930’ların başında yaptığı bir konuşmada Winston Churchill şöyle diyor

“İngiltere güçlü olmalıdır. Hava ve deniz gücümüzü arttırarak kendi kaderim­ize sahip olmalıyız.”

Şimdi soruyorum: Türkiye, kendi kaderine sahip mi? Savaş, insanlık için bir felâket. Sonucu ne olursa olsun… Barışı korumak için de, “yeterli güce sahip olmak” gerek.

 

Osmanlıların teknoloji devriminde geri kalmaları, askerî güçlerinin de zayıflamasına yolaçtı.

İmparatorluğun çöküş dönemini inceleyenler, burada “askerî güç eksikliği”nin etkisini açıkça görebilirler.

Atatürk şöyle diyordu:

“Dış politika, bir toplumun iç bünyesiyle sıkı sıkıya ilişkilidir. Çünkü iç bünyeye dayanmayan dış politikalar, her zaman yenik düşerler.

Bir toplumun iç yapısı ne derece güçlü ve sağlam olursa, dış politikası da bu   nisbette güçlü ve dayanıklı olur.”

 

YA SAVAŞ  SONRASI?

Evet…

Gerçekten yeterince güce sahip olmak ve o gücü kullanma irâdesine sahip olmak…

“Güç” sadece “askerî kuvvet” olarak anlaşılmamalı…

Uluslararası politikalarda etkili olabilmek için askerî gücün yanısıra, siyasi ve ekonomik alanlarda da güce sahip olmak gerekir.

 

11 Eylül’de ABD’ye yönelik saldırıları; “Ortadoğu’nun bir terör merkezi olmasının önlenmesi için” ve “bu bölgede demokrasinin yaygınlaştırılmasının gerek­tiği” yolunda yazılara ve yorumlara rast­lanıyor. Bu yorumlar, Irak savaşının bir gerekçesi olabilir mi?

“Türkiye; Batı ile Doğu arasında bir demokrasi köprüsü…

Bölge ülkeleri için model ülke.”

Doğru bir tesbit…

Savaş sonrası oluşacak coğrafyada bu özellik değerlendirilebilecek mi?

Asıl sorun, operasyon sonrasıdır.

ABD’nin, Saddam haricinde “büyük senaryo”su nedir?

“Ortadoğu ülkelerine demokrasi getirme düşüncesi” ne kadar gerçekçidir ve ne kadar gerçekleşebilir?

Pazılın parçaları kadar tablo da önemli.

Tabloyu görebilmek önemli…

Büyük senaryoda; ABD, Türkiye’yi nerede görüyor?

Bugün; Türkiye ile ABD, Irak konusun­da “anlaşmış” görünüyor.

Türkiye; ABD ile Irak’a girmek için zemin hazırlıyor.

Ama…

Savaş sonrası ne olacak?

Neler olacak?

 

Latif Karaali, Güle Güle Gazetesi

03-09 Şubat 2003, Sayı: 266

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir