Silahın kadar konuşursun

  DEĞERLİ dostum, ağabeyim sevgili Mustafa Dinçer bana “bugün siyaset yaz. Avrupa Birliği’ni yaz” dedi.

Her zaman Sayın Dinçer’le bir “ufuk turu” yaparız, tartışırız…

Siyaset…

Ekonomi…

Futbol…

Psikoloji…

…Ve “aşk” üzerine sohbetlerimiz olur.

Evet… “Avrupa Birliği yaz, siyaset yaz” dedi Dinçer ve ekledi: “Avrupa Birliği Türkiye’yi kabul edecek-etmeyecek, sorun değil. Bence; Avrupa Birliği’ne girip, gelişmek kolay yol.

Gelişmeyi yıllardan beri ihmal etmeseydik…

Türkiye iyi yönetilseydi… Sorun, iyi yönetilmek!

Standardı yüksek gelişmiş bir Türkiye’nin, demokrat bir Türkiye’nin, yaşam kalitesi yüksek bir Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne ihtiyacı var mı?

Güçlü bir Türkiye olurdu. Belki de Avrupa Birliği’nden daha güçlü, Avrupa Birliği’ne rakip bir 3’üncü güç olabilirdi Türkiye.”

 

Evet… Biz 25 yıl kaybettik.

Avrupa “birlik” değil iken, “topluluk” iken, Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) “Ortak” pazar’a Türkiye’nin girmesi gündemde iken, zamanın başbakanı “onlar ortak, biz pazar olacağız” diyordu.

O zaman; Yunanistan, Portekiz ve İspanya üye değildi Avrupa Birliği’ne.

Bizden daha gelişmiş değillerdi.

Bizden çok iyi noktalarda değillerdi.

Bugün AB’nin “ilerleme raporu” açıklandı.

Tarih verilmedi. Tarih, Aralık ayına kaldı.

Aralık’ta tarih almak mümkün, zor da olsa!

Doğrudur… Portekiz’in, İspanya ve Yunanistan’ın şu an yaşadığı süreç gibi…

 

“Bekleyiş”tir ekonomide önemli olan. Bekleyiş… Ekonominin psikolojisi için çok önemli.

Avrupa Birliği’nin takvim vermesi “pozitif etki” yaratacaktır Türkiye’de.

Ekonomide olumlu gelişmeler ivme kazanacaktır. Türkiye, sorunlarını çözmede hız kazanacaktır.

İç dinamiklerle çözemediğini, dış dinamiklerle çözecektir.

 

AVRUPA’NIN KAZANCI

Avrupa genişleyecektir.

Avrupa’nın merkezi; Kuzey’den, Akdeniz’e kayacaktır.

Türkiye; Avrupa ve Müslüman Dünyası arasında “köprü” olacaktır.

Nitekim…

“11 Eylül”den sonra Türkiye öncülüğünde, Hristiyan ve Müslüman dünyasını “birbirini anlamak” adına, “hoşgörü” adına İstanbul Yaklaşımı’yla, İstanbul’da Türkiye biraraya getirmiştir.

“Coğrafik köprü” Asya ile Avrupa’yı

birleştiren İstanbul; medeniyetleri, kültürleri dinleri de biraraya getirdi.

Coğrafik köprü, uygarlık köprüsü oldu.

Bu köprü, Avrupa’nın kazancı olacaktır.

 

Avrupa Birliği’nin ilerleme raporunun Rusya ve İngiltere basınındaki yansımaları dikkat çeki­ci…

Yansımalar:

“Türkiye’nin Müslüman bir ülke olması ve 70 milyonluk dev nüfusu AB’ni korkutuyor.”

“Türkiye, ekonomik potansiyeli açısından AB içersinde en az 5’inci sırada yer alabilecek bir ülke. Tabii ki AB liderleri böyle güçlü bir rakip istemiyor.”

 

Basındaki yansımalar dikkat çekici gerçek­ten.

1700’iü yıllara geri gidersek, dünyanın en önemli 5 ülkesinden biri değil miydi Türkiye?

Gerçekten Türkiye, potansiyel bir güçtür.

Bölgenin potansiyel ağabeyidir.

“Bölge” derken; Ortadoğu, Orta asya, Kafkasya ve Balkanlar’ı kastediyorum.

Tarihsel coğrafyadan bahsediyorum.

Tarihte, bu böyleydi.

Türkiye Avrupa Birliği’ne giriş yolunu seçti. Ama, “daha zor bir yol” var. Tek başına güçlü bir ülke olma yolu…

Ki, tarihte bunu başarmıştır. 700’lerde kim vardı, büyük ülke olarak? Osmanlı vardı… İngiltere vardı… Fransa, Almanya vardı. Bir de İran!

Bir devletin ebediyen güçlü… Bir devletin ebediyen zayıf olarak kaldığını tarih pek yazmıyor.

 

Uluslararası arenada, silâhın ve paran kadar konuşursun. Türklerin batılılaşması 1071’de Malazgirt’te başladı. Osmanlıların batılılaşması ise, Türklerin batılılaşmasında yeni bir ivme olarak Fatih Sultan Mehmet’in 1453’de İstanbul’u

fethetmesiyle başlar.

1718’de Nevşehirli İbrahim Paşa, vezir-i

âzam olarak Padişah 3. Ahmed’e Batı’ya

yetişmemizin gerekliliğini ortaya koyan bir

öneri sunmuştu.

Osmanlıları batılılaşmaya yönelten en

önemli gerçek, Batı’nın askerî üstünlüğü idi.    

 

Bu nedenle ilk yenilik çabalarının, ordunun ücretli birimine ve yeniçerilere yöneldiğini görüyoruz.

3. Selim, imparatorluğun bütün yönetim

düzeni için geniş bir yenilik plânlamıştı.

Fakat, ne acıdır ki; getirilecek yeni düzenle

çıkarları tehlikeye giren yeniçeriler ve ulemâ elele vererek 1807’de padişahı tahttan indirdi.

 

Cumhuriyet Türkiyesi’nde, ülkeyi düşünenler genelde cezalandırılmamış mı? 3 Kasım’da Türkiye’de seçim var. Türkiye geleceğine oy vermeli…

Ülkeler vizyona sahip olmalı.

Hükümet etmek, geleceği görebilmektir…

 

Latif Karaali, Güle Güle Gazetesi

14-20 Ekim 2002, Sayı: 253

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir