Bir kredi hikayesi

SEÇİMİN yapılacağının kesinleşmesi üzerine pazardaki “hareket” arttı.

Otomotiv sektörü 2003’e büyük umutla bakıyor. Piyasada “ertelenmiş talepler” var. Ancak buna paralel; “finans” ve “kredi” ihtiyacı da var. Özellikle bireysel otobüsçünün krediye ihtiyacı var.

Hem de mâkûl faiz oranı ile… Mâkûl bir vâde ile.

 

Böyle bir “sıkışıklık” 1999’da da vardı.

Sektörün “Antakya Zirvesinde” bu konuyu gündeme getirmiştim.

Bir konuşmacı da “bireysel kredi talepleri için bankalara gittiğimizde; bütün mâlî dökümanlar ve yüzlerce belgenin yanı sıra bizden kan tahlili, idrar tahlili isteniyor” diye serzenişte bulunmuştu.

Herkes de gülmüştü.

Tüm otobüs üreticileri ve bayiler orada idi.

…Ve Mercedes-Benz Türk bu konudaki . çalışmalarını hızlandırıp, toplantıdan birkaç ay sonra debis‘i kurdu.

 

Müşterilerinin finans ihtiyaçlarını karşılamak için… Çok doğru bir karardı.

Çünkü; otobüs sektörünü tanımayan bir bankanın, finans kurumunun ferdi otobüsçünün kredi talebini sağlıklı ve zamanında değerlendirmesi mümkün değil.

Evet… debis Nisan 2000’de kuruldu.

Ağustos 2000’de kredi vermeye başladı.

“debis” dedim de… debis‘i anlatayım…

debiş,  Daimler Chrysler‘in bir finans kurumu. Özellikle Mercedes araç alan müşterilerin finans ve kredi sorunlarını çözmek için kuruldu.

debis‘in kurucu genel müdürü Franz Koller…

Bay Koller, Alman… Ama, bizden biri…

Ankara’da doğmuş-büyümüş.

Babası Büyükelçilik’te bir diplomat.

Lise’yi de Ankara’da bitirmiş…

Türk insanını, Türk kültürünü çok iyi bilen biri…

 

Türkçeyi fevkalâde iyi konuşan, deyimleri yerinde kullanan, Türk atasözlerini çok iyi bilen

Piyasayı da bilen…

…Ve en önemlisi, otobüs sektörünü…

Aktörlerini… Otobüs firmalarını…

Ferdî otobüsçüleri tanıyan biri…

Otomarsan zamanında muhasebe ve finanstan sorumlu müdür olarak çalışmış.

Hem de; Mustafa Dinçer‘in satış müdürü olduğu dönemde, beraber çalışmışlar…

Sonra, Güney Afrika’da debis‘i kurmuş.

Nisan 2000’de de İstanbul’da debis‘in kurucu genel müdürü olmuş.

debis, 4 kişiyle iş hayatına başlamış.

MBT satış bölümünden Özlem Basara…

Finans bölümünden Osman Nuri Aksoy…

Bir de (şimdi rahmetli oldu) Mehmet Tekiner.

Şu an, 28 kişiler…

230’un üzerinde otobüsü kredilendirdiler.

Hatta; satılan Mercedes-Benz otobüslerin yüzde 50’sine kredi temin ettiler. Cumhuriyet tarihinin en bunalımlı yılı olan 2001 ‘de, banka ve finans kurumlarının kredileri durdurmalarına rağmen, debis otobüsçüye kredi vermeyi sürdürdü.

Bir şey daha yaptı. Önemli bir şey!..

 

Ödeme güçlüğü çeken otobüsçülerin vâdelerini uzattı. Hiçbir otobüsü haczetmemeye çalıştı.

Otobüsçünün yanında yer aldı.

…Ve en önemlisi, ferdî otobüsçünün “kredi talebini onaylama çabası” içerisinde çalıştı.

Diğer kurumlar gibi “krediyi reddetme çabası” içine girmedi.

debis‘in bugünkü ismi DaimlerChrysler Finansman Türk A.Ş…

Fakat halen piyasada, otobüs camiasında debis olarak biliniyor, debis olarak anılıyor…

Yiğit lakabıyla anılır!

Öyle ki; bir otobüsçü, debis‘ten Osman Nuri Bey‘le görüşeceği zaman sekreterine “kızım, Osman Bey’i bağla” diye seslenir. Sekreter kız “hangi Osman Bey’i” deyince

Otobüsçü kızar: “debis Osman… debis Osman’a bağla! Osman yoksa debis Özlem’e bağla…”

 

İşte böyle…Neden bunları anlattım?

Geçen gün, bir otobüsçü dostum ziyaretime geldi. “Abi” dedi.

“Daha önce otobüs aldım debis kredisiyle. Çok iyi hizmet aldım. Kredinin onayı gecikmedi. Bu hafta yeni bir otobüs aldım. Ancak debis’in döviz kredilerini durdurduğunu söylediler. Ben de mecburen başka bankalara gittim. Bir oto­büs aldım, ama kredi onayı alana kadar canım çıktı.

İkinci otobüsü almak için aynı bankaya müracaat ettim. Abi, banka beni tanıyor. Her şeyim onlarda. Krediyi çabuklaştırmak mümkün olur diye düşündüm…

Bu ikinci talebim için neler istediler, neler… Birinci otobüs kredisini verirlerken istemedik­lerini, şimdi istediler.

‘Niçin bunları istiyorsunuz’ dedim, ‘risk yükseldi. Formalite için gerekli bunlar’ dediler. Otobüsün yarısını peşin ödüyorum, yarısına kredi verecekler… 20 gün uğraştım.

Krediyi vermek için otobüse haciz koydular. Evimi de ipotek ettiler. Yetmedi, otobüse kasko yaptılar.

Bir kefil istediler, yetmedi, ikinci kefili istediler.

Yine yetmedi, beni Vatan Hastanesi’ne gönderdiler, komple sağlık raporu istediler.

Akciğer filmi çekildi… Karaciğer filmi, kalp elektrosunu çektiler… Kan tahlili yaptılar.

Kolesterol, kan şekeri, kan sayımı…

Bir de; en çok canımı sıkan, idrar tahlilleri istemeleri… Bu raporları aldım, bana Ak Hayat’tan hayat sigortası yaptırdılar.

Ölürüm de, borcumu ödeyemem diye…

Bir karının nikâhını istemedikleri kaldı.”

 

Otobüsçü dostum, hikâyesini şöyle tamamladı:

“debis kredisi, bizim gibi esnaf için çok önemli. Bu sıkıntılardan bizi kurtarın.

İtibarımızı kurtarın…

Bizi kefil için ona-buna yalvartmayın.

debis’in değerini daha iyi anladım.

debis olsun, daha pahalı olsun.

Hiç olmazsa, rezil olmayalım.

Bu rezillik çekilecek gibi değil…”

 

İşte böyle… debis‘in yokluğunu, otobüsçü iyi­den iyiye hissetti.

debis‘in yokluğunu herkes hissetti.

Herkes anladı debis‘in değerini…

 

Latif Karaali, Güle Güle Gazetesi

6-12 Ekim 2002, Sayı: 252

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir