İZ BIRAKMAK…..

GEÇEN hafta Şampiyonlar Ligi’nde Galatasaray-Barcelona maçı vardı. Galatasaray’ın efsane futbolcusu George Hagi de Ali Sami Yen’deydi…

…Ve sahaya indiğinde, 20-25 bin kişi “I love you Hagi – I love you Hagi” diye stadı inletti. Görülmeye değer bir tablo vardı. Seyirci Hagi’yi bağrına bastı.

 

Hagi, 4 yıl Galatasaray’da oynadı.

Galatasaray, futbol tarihinin en büyük başarısını Hagi ile yakaladı. Tabii ki Fatih Terim yadsınamaz…

Ama Hagi, sahadaki Fatih Terim’di.

Çıtayı yükseltti…

Profesyonelliği öğretti.

Ben burada futbol yazacak değilim.

“Profesyonelliği” yazmak isterim.

Profesyonelliğin, otobüsçülük sektörünün önemini vurgulamak adına yazmak isterim.

Şirketlerdeki profesyonellerin de Hagi gibi olaya “profesyonelce” bakması…

 Başarıya kilitlenmesi…

Başarmak için çok çalışması…

…Ve iz bırakması…

Çalıştığı şirkette iz bırakması, bence en önemli nokta­lardan bir tanesidir.

 

Profesyonelin de vizyonu olmalı.

Vizyon, gelecekte arzu edilen durumdur,

Hayal edilen bir geleceği hedefler.

Vizyon, işletmenin gelecekteki fotoğrafını tasvir eden “zihni” bir tasarımdır.

Evet…

Mevcut gerçekler, umutlar, hayaller…

Tehlike ve fırsatların biraraya gelmesiyle oluşan örgütün, bir bütün olarak geleceğini tanımlaması için bilinenden bilinmeyene doğru “zihni” bir bakış…

Vizyon, peşine düşülen bir hayâl.

“Misyon” ise bu hayale kavuşmak için gösterilen çabaların tümü…

“Vizyon” u neden yazdım? Çünkü Hagi’de, profesyonelliğin yanında, vizyon da vardı.

Anlatayım: Hagi Galatasaray’a gelirken, sözleşmesine bir madde koymak ister.

…Ve o maddeyi koyar da… Galatasaray eğer UEFA Kupası’nı kazanırsa, Hagi “özel prim” istemektedir.

O yıllarda; Türk Futbolu’nda böyle bir hayal, böyle bir vizyon yoktu. Gerçekleşmesi mümkün görülemezdi.

Bu söze gülüp geçilirdi. Ama Hagi, önce beyninde kazanmayı bilen bir adamdı…

Sonra sahada…

Zaten bir profesyonel; beyinde, yani düşüncede başarıyı yakalayamıyorsa, kazanması mümkün değil. Hagi, önce düşüncede kazanıyordu.

Vizyonu vardı, çok çalışıyor ve çaba gösteriyordu.

Çünkü, sadece vizyon yetmez! Vizyonu hayata geçirmek için bir misyona ihtiyaç var.

Evet… Vizyon, peşine düşülen bir hayâl…

Misyon ise, bu hayale kavuşmak için gösterilen çabaların tümü…

Hagi’de bu çabalar vardı. Hem de fazlasıyla…

Maçtan önce de çok çalışıyordu, maçta da. . Hedefi vardı; Çıta hep yüksekti Hagi için.

Evet… Hagi Türkiye’ye geldiği zamana kadar, Galatasaray’ın Avrupa Kupaları’nda tarihsel başarıları yok değildi. Vardı…

Ama, çıta bu kadar yüksek değildi…

Zaten büyük hedeflere ulaşmak kadar,  “büyük hedef koyabilecek seviyeye gelmek” çok önemli. Bu hedefe ulaşmak için ciddi bir zamana da ihtiyaç var.

Gerçekten; Hagi, sözleşmesine bu maddeyi yazdırdığı zaman herkes gülüp geçmişti.

Hagi; Galatasaray UEFA Kupası’nı kazandıktan sonra sözleşme gereği prim alan yegâne futbolcuydu.

Tüm futbolcular UEFA şampiyonluğu için prim aldı ama, sözleşme gereği değil…

Hagi, UEFA Kupası’nı kazandıktan sonra, sözleşmeye bu maddeyi koymak istediği an’ı anlatıyor.

Hagi “Galatasaray ile sözleşme imzalarken UEFA şampiyonluğu için prim istedim. 150 bin dolar istedim. Bu maddeyi sözleşmeye koydurmak istediğimde, yöneticiler gülümsedi, ama sözleşmeye koydular. Şimdi çok mutluyum” diyor.

Evet… İşte vizyon bu!

Misyon da… Başarı da… Profesyonellik de… bu işte!

“İz bırakmak” dedim de, geçen sezon Galatasaray, Ali Sami Yen’de, yanlış hatırlamıyorsam Denizlispor ile oynarken, rakip kaleci öne çıkmıştı. Orta.sahadan, kap­tan Bülent topa öyle bir vurdu ki, top gitti, süzüldü, süzüldü, filelerle kucaklaşıp gol oldu.

İşte o an, Ali Sami Yen’deki 25 bin Galatasaraylı, tarihsel bir refleksle “I love you Hagi – I love you Hagi”

diye stadı inletti. Hagi’nin ruhu Ali Sami Yen’deydi.

Hagi, işte böyle bir iz bırakmıştı.

Öyle bir iz ki; geçen sezon 10 numara kimseye verilmedi ve Hagi’nin 10 numaralı forması müzeye kaldırıldı.

 

İşte profesyoneller, çalıştıkları şirketlerde “iz bırakma adına” görev yapmalı.

Önce düşüncede başarıyı yakalamalı… “Ben bu işi başarırım arkadaş” demeli.

 

Hani, klasik bir hikâye vardır: Topal karınca Hacc’a gitmek için yola çıkıyor…

“Nereye gidiyorsun” diye sorarlar. O da “kısmetse Hacc’a gidiyorum” demiş. “Yol çok uzun, gidemezsin” demişler. Karınca: “Gidemezsem bile o yolda ölürüm.” Aynı bağlamda bir hikaye daha vardır: Binlerce denizyıldızı, okyanus sahillerine vurmuştur. Küçük bir çocuk, güneş çıkmadan önce denizyıldızlarını denize atmaya çalışıyor…

Zamanı dardır, Çünkü güneş doğduktan sonra denizyıldızları kuruyup ölecektir.

Çocuğun telaşla denizyıldızlarını denize attığını gören bir adam “oğlum, ne yapıyorsun” der.

Çocuk ”denizyıldızlarının hayatta kalmaları için çalışıyorum” diye cevap verir.

Adam: “Ama oğlum milyonlarca denizyıldızı var. Bunları kurtarman mümkün değil.”

 

Bu söz üzerine çocuk yerden bir denizyıldızı alır ve denize atar.

Atarken de “işte bunun için farketti” der.

 

İşte böyle…

Çalışırken Hagi’yi düşünün…

Bir de denizyıldızlarını kurtarmak isteyen çocuğun çabasını…

Hiçbir profesyonel, çalıştığı şirketteki tüm somunları çözemeyebilir.

 

 

Latif Karaali, Güle Güle Gazetesi

30 Eylül – 5 Ekim 2002, Sayı: 251

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir