“Hoşgörü” üzerine

OĞLUM Kerem, saçlarını Ümit Davala gibi “Mohikan model” kestirdi.

Cidde’de çarşılarda gezerken, herkesin gö­zü Kerem‘de…

İlgiyle, sempatiyle gözlüyorlar Kerem’i. …Ve bizim Türk olduğumuzu hemen anlı­yorlar.

“Türkünüz değil mi” diye soruyorlar.

“Türkiye müthişti” diyen Mısırlı, başpar­mağı kalkık, sağ elini yumruk yapıp “Müthiş Türkler” diye haykırıyordu.

Filipinli kızların, erkeklerin Kerem’e bakar­ken gözlerinin “gülümseyen parıltısı” hâlâ gözümün önünde.,..

Hele “Davala Ümit, Şaş Hasan, Rüştü mü­kemmel” demeleri…

Hele İlhan Mansız için “Samuray” deyişle­ri kulaklarımda çınlıyor hâlâ…

Yemenli yaşlı adam Ümit Davala ismini te­lâffuz edemedi ama, “Hasan Şaş” dedi Ke­rem’i görünce.

 

Türkiye evrensel bir başarıya imza atmıştı. Duygulandım…

Haklı bir gurur, haklı bir onurdu benimki…

Kerem “baba, herkes bana bakıyor, herkes futbolcularımızı tanıyor” dedi.

Kızım İrem “Baba, herkes başarıyı alkışlı­yor, Türkiye’yi alkışlıyor” diye ekledi.

Dünya Kupası’nın heyecanını tekrar yaşa­mak…

Evrensel başarıyı yaşamak, güzeldi… Duygularımı anlatmak, hissettiklerimi yazı­ya dökmem zor!

Anlatılmaz, yaşanır bu duygular…

Futbol artık evrensel bir kültür…

İnsanlığın ortak bir değeri…

Ortak bir heyecanı…

…Ve Türkiye, bu “ortak değer“in en önemli üç ülkesinden biri.

Dünyanın ilk üç takımından biri…

İnsanlığın ortak değeri futbol, insanlığın hoşgörüsünü de ortaya çıkarıyordu.

 

EVRENSEL BEYİNLER

“Hoşgörü” deyince, aklıma 22 Haziran 2002 tarihli Sabah Gazetesi‘nde Haşmet Ba-baoğlu‘nun makalesi geldi.

Hatırlarsınız…

Gemlik’te saçlarını Ümit Davala gibi kesti­ren “Zarif “adında bir çocuk, babası tarafın­dan azarlanıp, saçları kestirilmişti.

Zarifin tepkisi bir “trajedi” yaşatmıştı.

Zarif; babasından gördüğü muameleyi hazmedememiş ve intihar etmişti.

Haşmet Babaoğlu‘nun makalesinden alıntı yapmak istiyorum.

“Ah Zarif Y. Ah!

Saçına verdiğin Mohikan şeklinin bozul­masına aldırmamayı başarabilseydin keşke! Çünkü yetişkin soluk benizlilerin berbat dün­yasında ayakta kalmaya çalışan o güzelim Kı­zılderili ruhuna çok yazım ettin.

Ah be çocuk!

Neden Ümit Davala’nın peşine takılarak dünyaya açılan pencereyi bir anda silip attın da, evinizin pencere pervazında hayatını ka­pattın?

Nereden bilecekti baban “solgun bir halk çocukları ayaklanmasının” nicedir saçlardan başlatıldığını?

Baban nereden bilecekti senin içindeki güç
arayışının; ruhunu saran isyan kıpırtılarının,
bir
kahramanla özdeşleşerek kahraman olma
arzunun
günlerdir saçlarını okşayıp durduğunu?

Sen de Ümit gibi sevilmek sayılmak istiyordun, sen de “son Mohikan”lara katılmak istiyordun…

 

Hayır beyler! Bu, ebeveynlerin hoşgörülü olup olmamaları meselesi değildir.

Bu trajediler çocukları gizliden gizliye horgören bir toplumsal iklimde yaşadığımız için yaşanıyor.

Çocukları hor görüyoruz, aşağılıyoruz.

Nerede kaldı hoşgörü!

 

Kıl tüy üzerinden otorite gösterisi yapan;. aklını ben kendimi bildim bileli saça başa takan bir toplumda yaşamak ne kadar kahredici! Nasıl umut kırıcı!

Haşmet Babaoğlu yazısını böyle bitiriyor.

 

Evet…

Hoşgörü ve evrensel başarı…
3 Kasım’da Türkiye’de seçimler var.       
Herkes “değiştim” diyor.
Herkes
“degişim“den ve “yenilik“ten
bahsediyor.

Değişim, kişilerde başlamalı! Beyinde olmalı değişim…

 

“Onur” sözde olmaz

Evrensel başarılarda olur.

Hastane kapılarından kuyruklar kalkınca onur‘dan bahsedilebilir…

Emekliler maaş kuyruklarında ölmedikleri zaman onurlu olur Türkiye…

 

Hedefe “evrensel beyinler”le ulaşabiliriz.

O zaman İrem’in dediği gibi…

Türkiye’yi herkes alkışlar.

Latif Karaali, Güle Güle Gazetesi

12-18 Ağustos 2002, Sayı: 244

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir