BİR REHBER: NİSA SÜRESİ

YOĞUN günler geçiriyorum.

Hafta içinde küçük bir Anadolu turu yaptım. İstanbul’a döner dönmez yurt dışına çıkmam gerekti.

Bu arada Ali Galip Bey de “yazı” diye sıkıştıryor. Yazacak mecâlim yok.

“Gazetede neler var” dedim. Anlattı.

Yayında “bütünlük” olur düşüncesiyle eski bir yazımı kullanmayı teklif ettim.

Mehmet Özcan’ın sektöre vedâ ettiği günlere ait bir yazı…

19-25 Şubat 2000 tarihli gazeteden.

GÜLEGÜLE’nin 115’inci sayısında “Nisâ Suresi”ni anlatmıştım. Bu hafta bir kez daha tekrarlamak istiyorum.

                  * * *

Mehmet Özcan’ı ben “Bir Bilen” olarak tanımlarım.

Konuşmalarında sık sık “Nisâ Sûresi” nden bahsederdi.

Mesaj verirken hep “Emaneti ehline teslim ediniz” derdi.

Bu söz Kur’an-Kerîm’den, Nisâ  Sûresi’nin 58’inci âyetinden bir cümle.

Tabii, Nisâ Sûresi sadece bu cümleden ibaret değil.

Nisâ Sûresi tam 176 âyettir.

  MERAKLILARIN

 Mehmet Özcan’ın sık sık tekrarladığı Nisâ Sûresi’ne bir bakalım.

…Ve önce 58’inci âyet ne diyor?

Şöyle:

“Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah her şeyi işitici, her şeyi görücüdür.”

                   * * *

Âyetin emanet ve adalete riayet emri ebedî ve genel bir düstur olmakla birlikte, güzel de bir “nüzul” sebebi vardır.

O da şöyle: Hz. Peygamber (s.a.) Mekke’yi fethedince, Kâbe’ye bakan Osman b. Talha kapıyı kilitlemiş. Kâbe’nin üzerine çıkmış ve anahtarları vermeyi reddederek “Senin peygamber olduğunu bilseydim onu verirdim” demişti.

Hz. Ali, anahtarı zorla ondan aldı, kapıyı açtı, Hz. Peygamber içeri girerek iki rekât namaz kıldı.

Çıkınca, amcası Abbas, anahtarı ve  şerefli bir görev olan bakıcılığı kendisine vermesini istedi.

İşte bu münasebetle 58’inci âyet nâzil oldu.

Efendimiz, Hz. Ali’ye “anahtarı eski görevliye vermesini ve ondan özür  dilemesini” emretti.

Bu olay, Osman b. Talha’nın da müslüman olmasına sebep teşkil etti.

                 * * *

Nisâ Suresi’ne devam edelim.

Bir başka âyet daha…

71’inci âyet der ki:

“Ey iman edenler! Tedbirinizi alın;  bölük bölük savaşa çıkın, yahut (gerektiğinde) topyekûn savaşın”

Dilerseniz bu âyeti de biraz açalım.

Âyet meâlen şöyle diyor:

“Barış içinde yaşamak arzu edilir  birşey olmakla beraber, tarih boyunca devamlı gerçekleştiği görülmemiştir.

Uzun tecrübelerden sonra sulh, dirlik ve düzenlik isteyenlerin ancak savaşa hazır olmakla bunu elde edebilecekleri anlaşılmış. (Hazır ol cenge , eğer istersen sulh-ü salâh) denilmiştir.

İslâm meşrû müdafaa için, yeryüzünden zulmü, baskıyı kaldırmak, gerçek din ve vicdan hürriyetini sağlamak için savaşa izin vermiş, müslümanları savaşa çağırmıştır.  Müslümanların vazifesi her zaman cenge hazır olmak, fazla meşrû sebep bulunmadıkça onu yapmamak, hazırlığı sulhün teminatı kılmaktır.”

 * * *

Nisâ Sûresi’nin 79’uncu âyeti der ki:

“Sana gelen iyilik Allah’tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir.”

Âyetin açıklaması, âyetin anlatmak       istediği özetle şu:

“İnsanlar umumiyetle elde ettikleri başarı ve iyi neticeleri kendilerine mâlederler. Felâket, kötülük ve başarısızlıkları ise yükleyecek birisini ararlar; kendilerini kınamak ve suçlamaktan kaçarlar.”

 * * *

Belirttiğim gibi Nisâ Sûresi 176 âyetten oluşmuş.

Ben birkaç âyeti sütunuma aldım.

Nisâ Sûresi’nde; mülk, hükümranlık, adalet, anlaşmazlık, haset, dostluk, düşmanlık, beraberlik, günah, sevap, hainlik, münafıklık, insanlık, iyilik, kötülük, haram, helâl konularına da açıklık getiriyor.

Yerimiz sınırlı.

O yüzden, bütün meslektaşlarıma Nisâ Sûresi’ni okumalarını tavsiye ederim.

Okuyanların da tekrar okumalarında fayda var.

 

                     * * *

Ülkede “seçim” tartışmaları yapılıyor.

Türkiye’nin değişime ihtiyacı var.

Türk insanının da…

Otobüsçüleri de; Türkiye’den, Türk insanından ayrı düşünmek mümkün değil.

Nisâ Sûresi her kesime “rehber” olmalı.

 29temmuz-4ağustos-2002 sayı;242

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir