OYUNUN KURALLARI

DAHİ matematikçi John Nash‘ın hayatını anlatan “Akıl Oyunları” (A Beautiful Mind) filmi, gösterildiğinde büyük ilgi gördü.

Film; “Oyun Teorisi” ile Nobel Ödülü alan John Nash’ın şizofreniye karşı verdiği mücâdeleyi de anlatıyor.

 

Nash; 1947 yılında, Amerika’nın ünlü Princeton Üniversitesi’nin matematik bölümüne kaydını yaptırır.

Prestiji yüksek bir üniversitedir…

Bu üniversitenin matematik bölümünde, “olağanüstü rekabetçi bir ortam” vardır.

Bu yüzden; Nash’ın sınıf arkadaşlarının tek isteği, birbirlerinin başarısızlığını görmektir.

Nash onlara büyük hoşgörü gösterdiği halde, O’nu incitmekten ve aşağılamaktan geri kalmazlar.

Bir gece, onlarla gittiği bir barda,   dikkatlerini çeken “sarışın bir kız”a karşı yak­laşımlarından, önemli sonuçlar çıkartır Nash…

Sarışın kızlara neden böyle davranıldığının üzerinde düşünürken, kendisine âit ünlü “Oyun Teorisi”ni geliştirecektir.

Bulduğu teoride “rekabetçiligin matematiği” incelenmektedir.

“En iyi strateji diye bir şey yoktur.”

“Düşünürken, karşıdakinin de ne düşündüğünü düşüneceksin.”

Nash:

“Hepimiz Sarışın’ı elde etmek için savaşırsak, açıkta kalırız.

Sarış’ın yanındaki kızlara gidersek, bu defa da onlar, ikinci tercih oldukları için kabul etmezler.

O zaman herkesin, kendisi için en iyi olanı yapması lâzım.

 

Ama bunu yaparken, karşı tarafın da ne düşündüğünü düşünmeli…”

Nash, şunu öneriyor:

“Hepimiz sarışın kız’ı istediğimiz için, sarışın kız hiçbirimizi beğenmiyor.

Kendini beğeniyor. O da açıkta kalıyor, biz de…

Biz; sarışın kız’la değil de, diğer kızlarla ilgilenirsek, diğer kızlar bizimle olacaklar, sarışın kız da, ilgisizlikten kendini ‘sıradan bir kız’ olarak görecektir.

Böylece herkes kazanmış olacaktır.”

İlk tabloda herkes kaybetmiş iken, ikinci tabloda herkes kazanıyor…

 

OYUNU İYİ OYNAMAK…

İş hayatı bir oyundur. …Ve her şirket, kazanmak için girer bu oyuna.

İş hayatı bir oyundur ama; spor, poker veya satrançtan farklı bir oyundur.

Spor, poker, satranç vesaire… bir kazananın bir kaybedenin olduğu “Kazan-Kaybet” oyunu olmak zorundadır.

Ancak iş hayatında, sizin başarılı olmanız için diğerlerinin başarısız olması gerekmez.

Futbol, poker veya satrançta başarılı olmanın yolu “belirli kurallar” içersinde “oyunu iyi oynamak”tır.

İş hayatında ise; insanlar oyunu, kuralları oyuncuların kendi yararlarına göre değiştirmekte özgürdürler.

Oyun kurallarını değiştirmek, herhangi bir spor dalında mümkün mü?

Mümkün değil…

İş hayatı ise, oyunun ta kendisidir.

 

Ekonomi, politika, hukuk ve askerî alanda çok temel keşiflere yol açmıştır oyun teorisi.

Amerikalı 2 işletme profesörü Barry Nalerbuff ve Adam Brandenburger ise teoriyi, matematiğin zor anlaşılır kalıplarından çıkarıp iş dünyasına uyarlayarak, Batı’da, iş çevrelerinde büyük yankı uyandırdılar.

Bu ikilinin “Oyun Teorisi”ni temel alarak yazdıkları “Ortaklaşa Rekabet” (Co-Opetition) adlı kitap ise, iş dünyasında “maksimum kârlılığa ulaşmak” için iş oyununun nasıl değiştirilebileceğini anlatıyor.

Ortaklaşa rekabet, rekabette her iki tarafın da kazanmasıaır.

Her iki tarafın kazandığı “Kazan-Kazan” doğru…

Bir tarafın kaybettiği “Kazan-Kaybet” yanlıştır demiyorum.

Ama, her iki tarafın da kaybettiği “Kaybet-Kaybet” yanlıştır.

 

Gelelim bizim sektöre…

Kısır çekişmelerden kim kazanır?

“Kaybet-Kaybet!”

Veya…

“Kazan-Kaybet” yerine… “Kazan-Kazan” anlayışına nasıl gelir bu

sektör?

Sorunları gözünüzün önüne getirin. Bilet fiyatlarından tutun, rekabete kadar… Kim kazandı?

Şimdi de rekabetten yakınıyor, çözümler arıyoruz.

Aradan geçen onca yıla rağmen değişen ne oldu?

Yarın da aynı sıkıntılardan sözedip, çareler aramayacak mıyız?

Çözüm; şirketlerin kurumsallaşmasından, sektörün kurumsallaşmasından geçer.

Serbest rekabet kurallarını ihlâl etmeden…

Bu bağlamda değerlendirelim.

Bir tarafın kazanması için çaba göstermek doğru değil.

Sektörün vizyonu olmalı, sektör kazanmalı.

Ama, herkes “Sarışın Kız”ın peşinde.

Latif Karaali, Güle Güle Gazetesi

22-28 Nisan 2002, Sayı: 228 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir