GARAJ SEÇİMLERİ

GARAJDA seçim oldu.. izlenimler, yankılar seçimlerin “renksiz” geçtiği şeklinde. Kongre atmosferini ifade edenler “sanki eski Sovyetlerdeki kongreler gibiydi” diyor. El kaldır, indir..

“ittifakla kabul!”

Divan başkanı gündemi okuyor.

“konuşmak isteyen olup olmadığını” soruyor. Kimsede hareket yok.

Üyeler konuşmayınca da kendisi konuşuyor. Sonra oylamaya geçiyor.

El kaldır, indir..

Genel kurul 1-1.5 saat içinde  bitiyor.

 

YANLIŞ VE YANILTICI

Türkiye’de seçim sistemleri bir garip. Seçilenler genellikle tabanı temsil etmiyor.

Bir arkadaşım ANAP kongre üyesi.

“Bu kongrede kime oy vereceksin” demiştim. “Abi, tabii ki Mesut Yılmaz’a” dedi. Nedenini sordum, şöyle cevapladı:x

“Mesut Yılmaz, bizim il başkanını seçiyor, il başkanı da bizi. Eğer oy vermezsem seçilemem ki. Sistem böyle!”

Doğru…

Türkiye’de siyasi örgütlenme böyle. Böyle olunca da ne oluyor?

Türkiye dibe vuruyor.

Mille irade “tecelli” etmiyor.

Çünkü, delege, tabanı temsil etmiyor.

Asker delege oylarıyla hakimiyet kuruluyor.

Derneklerimiz de, bu yapı içinde.

İşte İstanbul Garajı’nda yapılan son seçimler bunun bir örneği.

Derneğin üyeleri kim?

Otobüsçü mü?

Yazıhaneci mi?

Dernek çalışanlar mı?

“Hazirun cetveline” bakın anlarsınız.

Üyelerin yapısı ortada.

Bu heyet sektörü temsil edebilir mi?

Bu kadro, sadece garajı, İstanbul garajını temsil eder.

O da tam değil. Kendi çıkarını temsil edenler “ben Türkiye’yi temsil ediyorum” diyor.

Yanlış, yanıltıcı…

 

FARKLI DÜŞÜNCELER

Ama, dikkat ediyorum, seçim öncesi kulislerde konuşulandan kimse bahsetmiyor. Bence bu düşünceler önemli. Garajdaki son kongre “tek taraflı” bir düşüncenin ürünü.

Farklı düşünceler ve anlayışlar da var.

“Perde arkası”nı anlatayım.

Yönetimin “muhalefeti ortadan  kaldırma” çalışmaları vardı.

Tıpkı siyasi gruplarda olduğu gibi…

Türkiye demokrasiyi tam benimseyemediği için, eski alışkanlıklar  sürüyor. Dernekte de öyle.

Yönetim tarafından birtakım arkadaşlarımıza teklif götürüldü.

Gerek şirkette, gerek dernekte tek liste yapalım.

Herkesi kucaklayalım.

Birlik-beraberlik içinde hareket edelim.”

Başkan “tek liste” yapılması konusunda yoğun çaba harcadı.

Kendince fedakarlık da yaptı.

Dedi ki: “ben hata yaptım. Tamam hatalarım olmuştur. Gelin, birlikte hareket edelim. 3 ay içinde her şeyi düzelteceğim.” Böyle bir  teklif karşısında “iki ayrı görüş” ileri sürüldü. Ya da görüş değil, fikir jimnastiği yapıldı.

Birincisi..

“Girelim, şartları ortaya koyalım.

Hataları herkes biliyor. Otobüs alımlarından tutun da, garajın güvenlik ve garaj çıkış fiyatlarına kadar… gelirlerin olumlu kullanılması ve Bursa’daki gibi kar’ın arttırılması.

Şirket kar etmişse başarılıdır, kar’ı az ise başarısızdır.

Bunları anlatalım, girelim. 3 ay zaman tanıyalım.

Verilen  sözler tutulursa iyi.

Yoksa toplu istifa ederiz.”

 

İkinci bir görüş de vardı.

“Hayır, biz girmeyelim.

Madem düzelteceklerini vaat ediyorlar, bırakınız diledikleri gibi yapsınlar.

Bekleyelim görelim.

Uygulamalarda düzelme görülürse, her an ortaklaşa kararla seçime gidilir.

Umud edilen düzen böylece kurulur.

Siyaset sabır işidir.”

 

Sonuçta ikinci öneri başkan’a iletildi.

Garaj bekleyip, görecek.

3 ay içinde “hatalar” düzeltilecek mi?

Düzeltilirse eğer yeni bir seçim ve yeni bir yönetim zor değil.

 

Madem renksiz, niye katılıp da renk katmadınız diye bir eleştiri gelebilir.

İşte bunun için kulisteki konuşmalar burada önem arzediyor.

Muhalefet görevini yaptı.

Başkan, Süleyman Demirel’in “100 günde düzeltirim” sözünü hatırlatıyor.

Başkan dahil herkes birlik ve beraberlikten bahsediyor. Bu yönetimden önce birlik ve beraberlik zaten vardı. Birliği bozan bu yönetimdi.

Birliğin oluşması söylemle değil, icraatla olur.

Yani söylemde birlik ve beraberlik icraatta keyfilik kabul edilemez.

 

 

Latif Karaali, Güle Güle Gazetesi

01-07 Nisan 2002, Sayı: 225

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir