Celal Bayar olayı

TÜRKİYE’de şu an “kalibresi yüksek” politikacı kalmadı.

Seçmen, oy verecek parti ve lider arıyor.

“Tarihe not düşecek”, “iz bırakacak” bir lider…

Bunları düşünüyorum.

Önümde GÜLEGÜLE gazetesi. Mustafa Yıldırım’ın yazısını okuyorum. Diyor ki:

“ülkemizin kaderi ile sektörümüzün kaderi birbirine çok benziyor. Oy verecek parti bulamayan seçmenlerle, oy verecek yönetim bulamayan sektör mensupları arasında bir fark göremiyorum.

Ülkemiz, ne kadar siyasi çıkmazda ise, sektörümüzde o kadar yönetim boşluğu var.”

Mustafa Ydırım yazısını “kaçan kurtuluyor” diyerek bitiriyor. Belki “kaçan kurtulur” ama, kaçamayacaklar da var.

Özellikle de bizim sektörde.

 

DİRENME HAKKI

Geçmişten geleceğe “bayrak” taşıyanlar ne pahasına olursa olsun görevini sürdürecek.

Bu dönemde “risk” ve “yürek” unsuru önemli ölçüde “değer” buluyor.

Bu değere sahip olanlar “teslimiyetçiliği” kabul etmez.

 

Arşivimde Yavuz Donat’ın bir yazısını hatırladım.

Yazının başlığı “Bayar Olayı ve Politikada Direnme Hakkı.”

24 Ağustos 1986 tarihinde yazılmış.

İlginç bir yazı.. kısmen aktarayım.

 

Celal Bayar’ın İş bankası’nı kurduğu yıllar..

Türkiye’de henüz “çek” basacak matbaa yoktur.

Banka çekleri ABD’de basılmaktadır. Bayar Çankaya’dan randevu ister.

Ata’nın huzuruna çıkar:

“Efendim bir sürprizim var.”

Ve İş bankası çekini uzatır.

Ancak: Atatürk’ün yüz ifadesinden fazlaca memnun olmadığı izlenimini alır, sorar:

Bir kusurumuz mu oldu?”

Atatürk cevap verir:

“Çekler çok iyi celal bey.

Sürprize memnun oldum…

Ama birkaç nokta: keşke… çekin üzerine benim sivil bir resmimi koysaydınız. Üniformalı resmimi koymanıza doğrusu  ya, pek sevinemedim.

Millet artık beni sivil olarak görmeli, tanımalı. Millet artık sivil idareye alışmak istiyor.”

Mehmet Turgut da bu olayı Bayar’dan dinlemiş. Dün de bize anlattı.

Atatürk; Kurtuluş savaşından sonra askeri, politikadan kesinlikle ayırmak istedi.

Bunu başardı da…

Ve günün birinde, pek çok yakın askerlik arkadaşı varken bir sivili, Celal Bayar’ı başbakanlığa getirdi.

“Geçmişinde bürokrasinin dar kalıpları bulunmayan” Celal Bayar’ı…

İlk günün heyecanlı yorumlarından sıyrılınca, Bayar olayı’na işte bu pencerelerden bakmak ihtiyacını duyduk.

Bayar, aftan sonra Cumhuriyet senatasou tabii üyeliği’ne davet edildi.

Eski cumhurbaşkanı olarak senatörlük yapacaktı.

Reddetti.

Gerekçesi, seçilmeden parlamentoya girilemeyeceği idi.

Ve girmedi.

Bayar’ın tavrı, parlamento müessesesine saygınının… milletine saygının… sandığa saygının… anlamlı bir örneğidir.

Bayar’ın hayatında dikkat çeken özelliklerden biri de “her durumda” mücadelesini sürdürebilmesidir.

 Bütün olumsuz şartlara rağmen, aleyhindeki faktörlerin çokluğuna rağmen… sehpaya rağmen… cezaevine rağmen… yasağa rağmen…

Mücadele… mücadele… mücadele…

Mücadele ile geçen bir ömür.

“Teslimiyetçiliğe hayır” diye direnen bir ruh ve politik karakter yapısı.

Bizce Bayar olayı’nın köşe noktalarından biri bu tavırdır.

Politikada “teslimiyetçilik” yoktur.

Milletin getirdiği yerden politikacıyı yine millet indirir.

Bunun dışındaki davranışlar, karşısında kimsenin politikacıya “sus… artık otur..” demeye hakkı yoktur.

Bayar, politikada direnme hakkını kullananların –yurdumuzdaki- öncüsüdür.

Siyaset –bizde de, dünyanın diğer yerinde de- risk isteyen iştir. İnsanın heykeli de dikilebilir.

Boynu da inebilir. “kafir” diye asılıp… şehit namazı da kılınabilir.

Bu işe soyunanlar, riski peşinen kabullenmelidir. Bayar olayı’na bakarken bu risk ve yürek unsuru gözardı edilmemelidir.

Latif Karaali, Güle Güle Gazetesi

8-14 Nisan 2002, Sayı: 226

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir