bir iletişim modeli

İNTERNETTE ilginç mailler dolaşıyor.

İlginç konular ve yazılar var.

Duyarlı insanlar topluma yararlı olabileceklerine inandıkları düşünceleri Internet vasıtasıyla geniş bir kesime ulaştırıyor.

Mükemmel bir “iletişim” kuruluyor

Kıssadan hisse çıkaracak o kadar çok öykü var ki…

Bu hafta ikisini köşeme almak istiyorum.

 

UHREVİ  BİR CEZA

Acelesi olduğunu görür görmez anlamıştım. Sağanak halinde yağan yağmura aldırış etmiyor, ezilmiş haline rağmen sağa sola koşturuyordu.

Yanına sokularak “hayrola teyzeciğim” dedim. “Bir derdin mi var?”

Sıcak bir  tebessümle “buraların yabancısıyım evladım. Hastane tarafına gidecek araba arıyorum” dedi.

“Biraz beklersen aynı dolmuşa bineriz” dedim.

“Oraya geldiğimizde veririm”

nurlu yüzü yağmur damlacıklarıyla ıslanmış ve yanakları pembe pembe olmuştu.

“Torunlarımdan biri menenjit geçirdi” diye devam etti. “Ziyaret saati bitmeden uğramak istemiştim.”

“20 dakikanız var” dedim. “Hastane yakın ama, bu havada araba pek bulunmuyor.”

Durağa herkesten önce geldiğimiz için dolmuşa rahatça binebileceğimizi sanıyordum.

Ancak; araba yanaştığında, arkamızda duran 4-5 kişinin bir anda hücum ettiğini gördüm.

İçeriye doluşan ve arkadaş oldukları her hallerinden belli olan adamlara “önce biz gelmiştik. Sırayı bozmaya hakkınız var mı” dedim. Ön koltukta  oturanı “hak istiyorsan, Hakkari’ye gideceksin. Hem oradaki haklardan KDV’de alınmıyormuş” dedi.

Bu laf üzerine attıkları kahkahadan bindikleri arabayı sallamış, sinirlerim allak bullak olmuştu.

Sakinleşmeye çalışarak “ben biraz daha bekleyebilirim” dedim.

ama teyzenin hastaneye yetişmesi gerekiyor.”

Bu defa şoför söze karışarak “teyzenin arabaya falan ihtiyacı yok be kardeşim.” ddi.

okuyup üfledi mi, hastaneye uçuverir.”

Tekrar kopan kahkahalarla birlikte araba uzaklaşıp gitti. Yaşlı teyzeye baktım. Tevekkülle susuyordu. 5-10  dakika sonra gelen bir başka dolmuşa onunla beraber bindim ve şoföre “teyzeyi hastanede indirmesini” söyledim.

Yaşlı kadın, yapacağı ziyaretten ümitsiz görünmesine rağmen şikayet etmiyordu.

Üstelik trafik de yarı yolda tıkanıp kamıştı. Şoför: “yolun bu durumu hayra alamet değil. Sebebini anlasam iyi olacak.”

Arabayı çalışır vaziyette bırakıp ileri doğru yürüdü ve biraz sonra döndüğünde “kısmete bak yahu” dedi.

Bizden önce kalkan dolmuşa kamyon çarpmış.

Heyecanla “bir şey olmuş mu? Yani yaralı falan var mı?” diye sordum.

Şoför cevap verdi:

“Dolmuşta bulunanları teyzenin gideceği hastaneye kaldırmışlar”

Gözucuyla yaşlı kadına baktım.

Solgun dudaklarıyla bir şeyler mırıldanıyor ve sanki onlar için dua ediyordu.

Şoför koltuğa yavaşça otururken “kısmet işte” diye tekrarlayıp duruyordu. “Sen kalk, koca bir kamyonla çarpış. Hem de Türkiye’nin öbür ucundan, Hakkari plakalı  bir kamyonla..”

 

DÜŞÜNDERECEK BİR OLAY

Jack, yavaşlamadan önce takometreye baktı. Hız limitinin 50 olduğu yerde 73 ile gidiyordu. Ve son 4 ay içinde 4’ncü kez polis tarafından durduruluyordu.

Bir insan nasıl bu kadar şanssız olabilirdi?

Jack arabasını sağa çekti. Polis elinde kalın bir not defteri ile arabadan indi.

“Bob?” “Bu polis, kiliseden Bob değil mi?”

Jack, iyice arabasının koltuğuna sindi. Bu  durum cezadan daha kötüydü.

“Merhaba Jack” diyen polis Bob gülümsemiyordu.

Jack, “beni, karımı ve çocuklarımı görmek için eve giderken yakaladın” diye söze girdi.

Bob umursamaz bir tavırla “evet öyle” dedi.

“Son günlerde eve hep geç kaldım. Çocuklarım beni uzun  süredir hiç görmedi. Ne demek istediğimi anlıyor musun bob?”

“evet ne demek istediğini anlıyorum. Ayrıca trafik kurallarını ihlal ettiğini de biliyorum.” dedi polis. Taktik değiştirilmeli. Diye düşündü jack arabadan indi.

“sadece 65 ile gidiyordum.”

“Lütfen Jack arabana gir” diye üsteledi Bob.

Jack canı sıkkın bir şekilde arabasına bindi.

Bob, not defterine bir şey yazıyordu.

“Niye evraklarımı istemiyor” diye düşünürken; polis  bob, jack’a bir kağıt uzattı ve gitti.

“ceza değil bu” diye kendi kendine söylendi jack.

Sevindi ve kağıdı okumaya başladı.

“Sevgili Jack, benim bir kızım vardı. 6 yaşındayken çok hızlı araç kullanan biri tarafından öldürüldü. Bu kazadan dolayı adam 3 ay hapisle cezalandırıldı.

Bu adam hapisten çıkınca kendi çocuklarına sarılıp, öpüp onları tekrar koklayabildi. Ama ben..

Ben kızım tekrar koklayabilip, öpebilmek için cennet’e gidinceye kadar beklemem gerekiyor.

Bin defa adamı affetmeye çalıştım. Bin kerede başardığımı zannettim.

Belki başarımdır.

Ama, hala kızımı düşünüyorum. Lütfen benim için dua et ve araç kullanırken dikkatli ol.

Jack, tek bir oğlum kaldı.

 

Jack:15 dakika kadar yerinden kıpırdayamadı.

Daha sonra kendine gelip, yavaş yavaş evine gitti. Jack evine varınca, kendisini kapıda karşılayan karısın ve çocuklarına sımsıkı sarıldı.

 

İnternette dolaşan iki “ibret verici” öykü böyle.

Bir yerli, diğeri yabancı

Mailleri gönderenler bir de altlarına not düşüyor.

Bunlardan biri şöyle:

“Hayat çok değerli. Sürekli dikkat et.

Dikkatli araba kullan ve başkalarının haklarına saygı göster.

Hiçbir zaman unutma: istediğin kadar araba satın alabilirsin. Ama insanı hayatını…”

 

 

Latif Karaali, Güle Güle Gazetesi

29 Nisan-5 Mayıs 2002, Sayı: 229

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir