Suudi Arabistan üzerine…

SON günlerde, Türkiye’deki yazılı ve görsel medya Arabistanla ilgili yoğun yayın yapıyor. Bunların çoğu “aleyhte propaganda” niteliği taşıyor.

Yetkili-yetkisiz herkes konuşuyor.

Hepsi de yüzeysel konuşmalar…

Geçenlerde bir televizyon programı izledim. Tam 4.5 saat sürdü.

Programın amacı “haccı boykot”tu.

Başından sonuna, programa böyle bir “format” yüklenmişti.

Konuya yazımın sonunda değineceğim.

 

Önceden belirteyim, bu kesinlikle siyasi bir yazı değil.

Bir “birikim” yansıtmak istiyorum.

Zira konu, her iki toplum için de çok hassas özellikler taşıyor

 

TÜRK’E VERİLEN DEĞER

Arabistan’da 15 yıl yaşadım.

Bu ülkede bugün 150 bin Türk yaşıyor.

Almanya’da yaşayanların yüzde 10’u.

Ama bir farkla… bunların çoğu bir “iş sahibi” orada. Muteber insanlar.

Berber var, restoran işletenler var, otomobil tamircileri vb. var…

Suud vatandaşı; Türk berberinde tıraşını olur, yemeğini Türk restoranında yer.

Arıza yapan aracını her suudlu ehil bulduğu Türk tamircisine emanet eder.

İkili ilişkilerde, toplumsal yaşamda Arabistan’da yaşayan Türk insanına ayrı bir “önem” ve “değer” verilir. “Türki” kelimesi “isim” olarak hayli yaygın kullanılır. Bir insanla tanışıyorsunuz, kendini takdimederken “Türki bin Ahmed” der.

 

Suud Toplumu’nda “Türk” kelimesinin bir anlamı da güzel demek.

Türk’ün fiziksel güzelliği hep övülür.  Türk kelimesi oralarda temiz anlamında da kullanılır. Suudlu o yüzden Türk lokantasında yemek yer, berberinde tıraş olur.

Bilir ki, yemekler temiz ve lezizdir.

 

GALATARASARAY VE TARKAN

Arap gençleri de, bizimkiler gibi futbola oldukça meraklıdır.

Avrupa futbolu konuşulduğunda herkes koyu bir Galatasaray taraftarıdır. Takım tertibini bile en ince ayrıntısına kadar yapabilenler var. Tarkan’a hayran çok genç var. Klipleri merakla beklenir.

Türk insanına her yerde önem verilir. Bizim medya bunları konuşacağına, orada yaşayan Türk nüfusu ile ilişkiye girse, daha doğru bilgi aktarır.

 

HACC ORGANİZASYONU

Tekrar yazının başına döneyim.

Hacc, bütün “İslam milleti” için çok önemli bir olay.

Konu gündeme geldiğinde, bu özellik medya tarafından mutlaka “sorumlu bir şekilde” değerlendirilmeli.

“Ben yaptım oldu” mantığı yanlış.

Önünü-ardını düşünmek gerek.

 

Hacc manasına uygun olarak her ülke tarafından ciddi biçimde ele alınır.

“Müthiş” bir organizasyondur.

“Sınırlı bir coğrafya”da, 2 milyondan fazla insan bir arada bulunur.

Bu organizasyon bir ay sürer.

Organizasyonun hazırlığı, yetkili kurumlar tarafından aylar önce başlar.

“ulaşım” ve “konaklama” programları konusunda herkes hassastır.

Önce ulaşım yani uçak rezervasyonları vizeler yapılır. Kalacak yerler tespit edilir. Her şey iki ay önceden planlanır.

Hacı adaylarını THY ve Suudi Arabistan Havayollarına  ait uçaklar taşır. Arabistan’a ulaşıldığında  bir başka organizasyon, hacı adayları transferi için “otobüs programı” da hazırdır.

Hangi otobüsün hangi kafileyi alacağı günler önceden tek tek tespit edilir

Bu hizmetlerin karşılığı olan para, daha müracaat sırasında ödenir.

Organizasyonun kusursuz işlemesi için iki unsur bir araya gelir:

Sözleşme imzalanır, para ödenir…

 

Suudi yetkililer; organizasyonun sağlıklı işlemesi, hacı adaylarının rahatı ve emniyeti için büyük paralar harcıyor.

Hacc olayı “ibadet” yanında “ticari özellikler” de taşıyor.

Pazara bir “hareket” getiriyor.

Türk otobüsçüleri de bu organizasyon içinde yer alır.

Ayrıca bu dönemde 2’nci el otobüs piyasası da hareketlenir. Komşu ülkeler için Türkiye, büyük ve önemli bir Pazar.

Daha yakınlarında Hatay gümrüğü’nden birçok araç için ihraç işlemleri yapıldı.

Bu ekonomik kriz ortamında önemli bir “hareket” oldu.

 

PİŞMİŞ AŞA SU KATMAK

Medya “zamanlama hatası” yapıyor.

Her şey olmuş-bitmiş.

Böyle bir program için “gerek” yok.

Bu tür yayınlar turizmi de baltalıyor.

Hele 11 Eylül Olayı’ndan sonra, Türkiye’ye ilgisi artan Araplara “düşman” muamelesi yapmak kime ne kazandırır?

 

Latif Karaali, Güle Güle Gazetesi

4-10 Şubat 2002, Sayı: 217

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir