SİNE-İ MİLLET

CHURCHILL’in ünlü bir sözü var:

“Ne kadar geriye bakarsanız, o kadar ileriyi görürsünüz.”

Ben de bugünün 55 yıl geriye dönüp, bugüne baktım.

Çok şey değişmiş.

Ama, değişmeyen de çok şey var.

Birkaç yazımda, “otobüsçülüğün geçmişi”ni yazdım. Bugün de “siyasetin geçmişi”ni yazıyorum.

Yorum size ait.

 

1. DP KONGERESİ

7 Ocak 1947…

Demokrat parti’nin 1. büyük kongresi 7 Ocak’ta Ankara’da toplandı. İktidar-muhalefet ilişkisini ve ülkede demokrasiyi yerleştirme çabalarını yansıtması bakımından önem taşıyan kongre, DP Genel Başkanı Celal Bayar’ın konuşmasıyla açıldı.

Bayar, konuşmasında tek parti yönetiminin sakıncalarını vurgulayarak ulusun Anayasa’nın sağladığı demokratik haklar doğrultusunda, iktidar üzerinde denetim sağlamak üzere DP’yi kurduklarını iktidarın bu girişimi  desteklemekle birlikte, DP’nin gelişmesiyle tutum değiştirerek, parti üzerinde baskı kurduğunu söyledi.

Bayar konuşmasında; kişi hak ve özgürlüklerini kısıtlayan, Anayasa’ya aykırı tüm antidemokratik yasaların değişmesini ve cumhurbaşkanlığı ile parti başkanlığının birbirinden ayrılmasını DP’nin acil ve somut istekleri olarak sıraladı.

Köktenci grup, DP Meclis Grubu’nun TBMM’den çekilmesini istedi. Genellikle DP’nin kurucularından oluşan ılımlı grup ise, köktenci çıkışların demokrasiye zarar vereceğini öne sürdü ve ılımlı bir siyasal savaşımı savundu.

Sonunda, ılımlı kanadın görüşleri benimsendi ve “hürriyet misakı” adı verilen komisyon raporu bu doğrultuda çıktı. Raporda anayasa’ya aykırı yasaların kaldırılması, anayasa’nın tam olarak uygulanması yeni bir seçim yasası hazırlanması ve cumhurbaşkanlığı ile parti başkanlığının birbirinden ayrılması isteniyordu.

Bu konularda bir gelişme sağlanmazsa TP meclis Grubu TBMM’den çekilecek ve “sine-i millete” dönülecekti.

Şubatta yapılan Köy İhtiyar Heyeti ve Muhtar Seçimleri’nde CHP ezici bir çoğunluk sağladı.

DP daha önceki seçimlere ilişkin yönelttiği eleştiri ve suçlamaları bu seçimlere ilişkin yönettiği eleştiri ve suçlamaları bu seçim için de yineledi ve 6 Nisan’daki ara seçimlere katılamama kararı aldı.

DP’nin boykotu, iktidarla muhalefet arasında ilişkilerin daha da gerginleşmesine neden oldu.

Başbakan Recep Peker DP’yi yasalara aykırı hareket etmek ve halkı ayaklanmaya özendirmekle, Bayar da Recep Peker’i taraflı davranmak DP’ye baskı uygulamak ve demokrasiye inanmamakla suçladı.

 

SENİRKENT OLAYI

18 Ocak 1947…

Isparta’nın Uluborlu ilçesi senirkent bucağı’nda 10 vatandaş, 18 Ocak’ta noter aracılığıyla TBMM başkanlığı’na bir protesto mektubu gönderdi. Mektubun tam metnini 28 Ocak’ta Tasvir Gazetesi’nde yayımlanması ülkeyi adeta ayağa kaldırdı.

Senirkentli vatandaşlar hiçbir suçları olmadığı halde, bucak müdürlüğünü vekaleten yürüten komiser Halil Altınay ve jandarmanın kendilerine iki aydan beri sistemli olarak işkence boyutuna varan kötü muamele yaptıklarını belirtiyor ve bu duruma bir son verilmesini istiyorlardı. Demokrat parti, senirkentlilere sahip çıkarak, bu kötü muameleyi, bucak halkının 1946 seçimlerinde DP’yi desteklemelerine bağladı. Olayla ilgili soruşturma hemen başlatıldı, ardından da dava açıldı. Duruşmalar sırasında 100’ün üzerinde tanık  dinlenirken  basın olaya büyük ilgi gösterdi. Sonuçta 11 sanığın halka kötü muamele yaptıkları sabit görüldü ve suçlular 2 ay 15 gün ile 5 ay 25 gün arasında çeşitli hapis ve 2 ay 15 günden 7 ay 15 güne kadar memuriyetten mahrumiyet cezalarına çarptırıldılar.

 

GERİLİM YUMUŞUYOR

12 Temmuz 1947…

Partiler arasında çatışmanın giderek büyümesi üzerine, Cumhurbaşkanı İismet İnönü devreye girdi. Partiler arasında kopma noktasına gelen ilişkileri yeniden kurmak için çalışmalar yaptı ve bu çalışmaları “12 Temmuz  Beyannamesi” adıyla bilinen bildiriyle açıkladı.

İnönü bildirinin bir bölümünde şunları söyledi:

“Son dinlediğim karşılıklı şikayetler içinde mübalağa payı ne olursa olsun, hakikat payı da vardır. İhtilalci bir teşekkül değil, bir kanuni siyasi partinin metodları ile çalışan muhalif partinin iktidar partisi şartları  içinde çalışmasını temin etmek lazımdır.

Bu zeminde ben, devlet reisi olarak, kendimi iki partiye karşı müsavi derecede vazifeli görürüm…”

 

 

BASIN’A GÖZDAĞI..

30 Temmuz 1947…

DP Kütahya Milletvekili Adnan Menderes’in Meclis’de yaptığı bir konuşmayı yayınlayan Tasvir, Demokrasi, Demokrat İzmir ve Yeni Asır gazetelerinin sahipleri ve yazı işleri müdürleri tutuklandı.

Olayın başlangıcı 9 Mayıs’tı ve gazeteler piyasaya çıkar çıkmaz, polis tarafından toplatılmıştı.

Basın’a gözdağı veriliyor, müthiş baskı uygulanıyordu.

 

O dönemde seçimler “açık oy, gizli tasnif” şekline yapılıyordu. 55 yılda değişen ne olmuş?

Şimdi, “gizli oy, açık tasnif” var ama… kuşkular da var.

Bugün “12 Temmuz Beyannamesi”ne ihtiyaç yok mu?

 

Yazıyı hazırlamak için arşivimi karıştırıyorum.

Bir şiir gördüm. Hasan Hüseyin’in bu güzel şiirini sizlerle paylaşayım:

vatan, topraksa eğer

ormana, nehirde madense vatan

işçiyse, köylüyse aydınsa vatan

yani, yapıp yaratmaksa her şeyi yeni baştan

sevmeyi yeni baştan

alkışı yeni baştan

bir hesabı vardır bunun, sorulur

bir hesabı soracaklar bulunur

akgün, karagün öcünü alır bir gün.

 

Latif Karaali, Güle Güle Gazetesi

6-12 Şubat 2002, Sayı: 230

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir