Bir kısır döngü

 ÜLKEDE kriz var.

Bu yüzden işler “rahat” yürümüyor.

“Rekabet ortamı” doğuyor.

Şimdi de “rekabet”ten bahsediyoruz.

Yetkili-yetkisiz herkes çözümler arıyor.

Herkes kendi acısından bakıyor.

Soruna bu şekilde yaklaşıldığı için bulunması mümkün olmuyor.

Ama sistem yasasıyla, prosedürüyle işletilmeye çalışılırsa, rekabet sorununa çözüm bulmak hayal değil. Bunu da gerçekleştirmenin tek şartı, şirketlerin kurumsallaşması.

Firmalar “altyapı” sorununu çözmeli.

Bu noktada; yasa, yönetmelik ve uygulama esasları hazır olmalı.

Olaya böyle bir yaklaşımla bakıldığında, sadece rekabetin değil, mevcut sorunların da çözümleri kendiliğinden gelir.

Kurumlaşma çalışmaları bittiğinde ya da gerçekleştiğinde, bazı “taşıma normları”nın ve kurallarının konulması gerekecek.

Farzedelim otobüs sahipleri biraraya geldi, anlaşma sağlandı. Bir kentte 4 firma sayısı 2’ye düşürüldü.

İşler düzeldi. Doluluk orani artti…

Para kazanılmaya başlandı. Sonra ne olacak?

“Kopmalar” ve “yeni firma arayışları” başlayacak.

Bir “kısır döngü” bu!

Bu süreç, otobüsçülük tarihinde hep yasandı. Kriz dönemlerinde “geçici” olarak bu yola başvuruluyor.

Zamanında; Kayseri’de “Anadolu” adı altında tek firma çatısı altında birleşildi.

Anlaşma yürümedi. Sonra, Kayseri’de 4 firma oldu.

Bir adım daha gidelim.

“Firmaları birleştirmek” çözüm ise, sadece bir kentte değil, “bölgede tek firma” olsun.

Sorun çözülecek mi?

Firmalar para kazanmaya başladığında bölünmeler, yeni firmalar doğacak, Kayseri’de yaşanan süreç gibi; 1 verine, 4 firma çıkacak.

Bu süreç neden böyle işliyor? Çünkü firma kurmak çok kolay. Olay bu noktada bitmiyor. Bitmez ki… Dışardan gelen “yeni yatırımcı” ne olacak? Buna kimsenin bir “yaptırım”ı olamaz. Sorun da bu. çözüm şu:

Firma sayılarıyla uğraşmak yerine “sistem” geliştirilmesine çalışılmalı. Sistem nasıl geliştirilir? Görev, örgütlerimize düşüyor. İlgili kurum ve kuruluşlarla oluşturulacak “diyalog” ile “firma kurulmasını zorlaştıracak tedbirler” getirilebilir.

Düzenlenmiş “yeni şartlar”ı yerine getiren herkes firma kurabilir.

Şartlar herkes için eşit.                          

Daha önce kurulmuş olan “belgeli” firmalara da yeni şartlara uymaları için süre verilir.

Tespit edilen bir “takvim” içinde, şikayet edilen sorunlar büyük ölçüde çözülür.

Ulaştırma Bakanlığı’nda bu yönde bir çalışma yapıldığı biliniyor.                                    

AB müktesebatı çerçevesinde, “evrensel kabul görmüş kurallar” getirmek zorundayız.

10-20 yıl sonra sektörü nerede görmek istiyorsunuz?

Onun için iyi bir araştırma yapmak gerek.

Kanunlar araçtır.

Ama, araçlar iyi ve olumlu yönde kullanılmalı.

Sadece bugünkü durumu kanunlaştırmak yetmez.

Yapılacak kanun “geleceğin otobüsçülüğü”nü şekillendirmeli.

O zaman temel sorun kalmaz.

Artık “AB uyum yasaları” çerçevesinde adımlar atılmalı.

İşte… Bu sistemin “ciddi biçimde” ele alınması lazım.

Niçin otobüs satın alınıyor?

Kimler satın alıyor?

Kimler; bu işi, ne için yapıyor?

Nasıl yapıyor?

Gerçek bir öykü anlatayım:

80’li yılların sonu…

İnegöl’de bir mobilyacı otobüs satın alır. Ünlü bir firmaya kaydettirir ve otobüs çalışmaya başlar.

Sefer dönüşü, otobüsü mobilya mağazasının yanına çeker.

Aradan 6 ay geçer, mobilyacı yeni bir otobüs satın almak için tekrar bayiye gider. Bayi genel müdürü, mobilyacı müşterisine sorar:

“Maşallah, işler çok iyi gidiyor, çok iyi para kazanıyorsun herhalde?”

mobilyacı “yok” der. “Başa baş geldi, hatta zarar ettim.”

Genel müdür “niye ikinci bir otobüs almaya karar verdin” diye sorar.

Mobilyacının cevabı ilginçtir:

Otobüsü satın alıp firmaya kaydettirdim. Bilirsin, bizim oralarda yüzlerce mobilya mağazası var. Otobüsün mağazamın köşesine parkettikten sonra mobilya satışlarım arttı. Ünlü oldum. Ben artık sıradan mobilyacı değil, ünlü bir firmada otobüs çalıştıran mobilyacı oldum. Herkes beni konuşmaya başladı.

Otobüs bana ün getirdi, un değil.”

(“otobüsçülük un değil, ün yapar” sözü Allah rahmet eylesin, kamil koç’a aittir.)

Öykü böyle…

Bunun gibi yüzlerce örnek var.

Demircisi…

Bakırcısı…

Halıcısı…

Beyaz eşya satıcısı.

Bu amaçla otobüs alıp sektöre giriyor.

Etrafta “o firmanın sahibi” gibi bir izlenim doğuyor. Esnaf yeni ve farklı bir statü kazanıyor.

Sistemin “çok ciddi” ve “ayrıntılı” biçimde araştırılması lazım.

Otobüs bir “ekmek teknesi” mi?

Otobüs, firmaya ait filoda bir araç mı?

Yoksa bir yatırım aracı mı?

“otobüsün tanımı” üzerinde durulmalı.

Bitmedi…

“Firma tanımı” var mı?

“Firmacılığın kriterleri” nelerdir?

“Otobüs sahibi” nedir?

“Firma sahibi” kimdir?

Bu ölçüleri koyamaz ve kriterleri bilemez isek, soruna çözüm bulamayız.

 

Latif Karaali, Güle Güle Gazetesi

18-24 Şubat 2002, Sayı: 219

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir