Geçmiş zaman olur ki…

 ALAH rahmet eylesin! Dostum Çene Şükrü ile eskilerden söz ederdik. O günün şartlarında gelişen teknolojiye bakıp eski günleri anardık. Daha doğrusu anlatırdı.

Çene şükrü “Latifim! O zamanlar Türkiye’de yol yoktu, yolcu yoktu, araba da yoktu. Türkiye garipti” derdi.

 

Bugünün Türkiyesi ile çok değil, 50 yıl önceki Türkiye arasında müthiş farklar var.

Ülkedeki değişim çok etkileyici.

Türkiye’nin adı yaşadığımız krize rağmen artık “gelişmiş ülkeler” arasında yer alıyor.

… Ve artık 2000’li yılları yaşıyoruz.

 

NEREDEN NEREYE

Eskilerden edindiğim bilgileri zaman zaman aktarmaya çalışıyorum.

Bizim sektör, kentler arasında taşımacılığa katırlarla, eşeklere girdi.

Zaman geçti, motorize oldu.

Kamyonculuk başladı. O kamyonlar sadece yük değil, insan da taşırdı.

Önde şoförün yanında 5 kuruşa, arkada tentenin altında 1 kuruşa seyahat edilirdi.

O tentenin altında insanlarla birlikte küçük baş hayvanlar da taşınırdı.

Üstü tenteyle kapalı kamyon kasası içinde insanlar, keçinler, koyunlar bir arada seyahat ederlerdi.

Daha sonra “ağaç kasa” yapıldı.

 

Ülkenin yazı var, kışı var.

O zamanlar kalorifer yok. Bir kaba kum konur, ispirtoyla karıştırılır ve ateşlenirdi. Veya arabanın içine soba kurulur, odun yakılırdı. Soba devrilmesin diye kaynakla arabanın kasasına monte edilirdi.

Sobanın isi dumanı, tentede açılan delikten baca ile çıkardı.

İnsanlar öyle ısınırdı.

Bazen egzost borusu, araba içinde dolaştırılır, ısınma bu şekilde sağlanırdı.

Tabii o zamanlar Türkiye fakirdi.

İnsanlar ayakkabı niyetine lastik kullanırdı. Kızgın egzoz borusuna değince, ayaklardaki lastik yanardı.

Egzoz borusu  bazen patlar, insanlar o dumanı soluya soluya seyahat ederdi.

 

ÖNEMLİ BİR DÖNEM

60’lı yıllara böyle geldik. Türkiye’de otobüs de üretilmeye başlandı.

Ama ne üretim! Eski dernek başkanımız Mehmet Özcan ağabeyim o günleri “arabayı eline geçirmek önemliydi. Altında  lastiği olmayan magirus satın aldım. Lastiklerini karaborsadan, sirkeci’den taktım” diye anlatırdı.

Mehmet Özcan devamla “biz o zaman bırak bu ekmeği, darı ekmeğini, kara ekmeği bile bulamıyorduk” demişti.

“Havalı Magirus” zamanı..

Magirus’u üreten bir terziydi.

O dönemlerde  radyoda reklamları vardı. Önce motor sesi “vınn.. vınnnn” diye duyulur, ardından spiker sorar: “Ne geçti” “magirus geçti” “yolların fatihi magirus geçti”

Önemli bir dönemdi. Hani o lastiksiz alınan arabalar!…

 

Aynı otobüste Türkiye’nin her tarafına giden yolcu bulunurdu.

Yani İstanbul’dan, hareket eden Ankara, Adana, Trabzon Malatya yolcuları bir arada olurdu.

Gidilecek yere en yakın merkezden geçerken “aktarma” yapılırdı.

Yolcuya bilet verilmez, “bilet niyetine” eline küçük bir kağıt tutuşturulurdu.

Ankara’ya giden yolcuya Malkara bileti kesildiği bile olurdu.

60’lı yıllarda 2 günde Samsun’dan Ankara’ya gelinirdi.

Otobüs, otobüs değil, yol hak getire.

Bir gün mola verilirdi yolda.

Otobüste su yok, dolap yok

Yol lokantası mı? O da yok.

Dağ başında, bir kaynağın  başında durulur, su ve ihtiyaç molası verilirdi.

Karlı günlerde yol kapanır, yollarda otobüs içinde günlerce kalınırdı.

Kaptan mı? En kıymetli insandı.

Taşrayı Büyükşehire bağlayan, iletişimi sağlayan en önemli varlıktı. Lastik, yedek parça bulmak mümkün değildi. Çift cam yeni bir olay.

Otobüslerin basit camları vardı.

Yolcu, kışın başını cama dayayıp uyuyunca, saçı cama yapışırdı. Sürgülü camın aralıklarından rüzgar girerdi. Cam terler, oluktan obüsün içine su dolardı. Kışın soğuk. Yazın ter, sıcak, rutubet… insanlar, otobüsün içinde kışın donar, yazın da pişerdi.

1980’e kadar Türkiye’de klimasız araç kullanılmadı. Şu an klimasız araç yok.

 

Satırbaşlarıyla, geçmişte kullandığımız otobüslerden söz ettim. Avrupa Birliği’ne tam üye olmaya hazırlanırken geçirdiğimiz “aşamaları” hatırlatmaya çalıştım. Olayın  başka yönleri de var.

Yolcu, yolculuk ve otobüs işletmeciliği ile çığırtkanlık. Sektörün aktörleri.

Bir öneri: sektörün tarihini bilenler, yaşayanlar; onlar da yazsın, anlatsın…

 

Latif Karaali, Güle Güle Gazetesi

28 Ocak-3 Şubat 2002, Sayı: 216

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir