MASA ve SAHA…

  GEÇEN hafta “Elele 2000’lere” başlığı altında Dünya Türk İşadamları III. Kurultayı’ndan söz etmiştim.

Türkiye için önemli bir toplantıydı.

Gazete yayınlandıktan sonra birkaç “dizgi hatası” gördüm.

                   ***

Dünya Türk İşadamları III. Kurultayı’nda söz alan Koç Grubu’nun genç üyesi Ali KoçDüşünce hızında çalışmak” diye bir deyim kullanmıştı.

Bunu aktardığım yazıda Ali Koç’un sözü “Büyüme hızında çalışmak” şeklinde yer aldı.

Bir dizgi hatasıydı…

               ***

Bir düzeltme daha:

Geçen haftaki yazıda bir dizgi hatası sonucu İsmail Cem’in unvanı “İçişleri Bakanı” olarak yer aldı.

Dünya Türk İşadamları III. Kurultayı’nda konuşan Dışişleri Bakanı İsmail Cem “Galatasaray Türkiye’yi dünyaya ulaştırıyor” deyip, dünyaya yayılmış Türk işadamlarını da Galatasaray’a benzetmişti.

Çok doğru bir tesbit!

Galatasaray ne yapıyor?

Evrensel ölçüde düşünüyor.

…Ve düşünce hızında çalışıyor.

 

BİR FUTBOL YAZISI

Futbol; önce düşüncede, beyinde oynanır.

Beyinde kazanılır veya kaybedilir.

Sonra sahada…

Bunun örneğini UEFA Kupası yarı finalinde Leeds United-GS maçı ile yaşadık.

Her futbol kulübünün “sistem”i var.

Önce “sistem”, sonra “inanç” gelir.

Motivasyon” da çok önemli…

Fatih Terim bunu başarıyor ama, “altyapı” yoksa, “motivasyon” yetmez.

Altyapı, düşüncede evrensellik, takım ruhu, hedef tesbiti ve hedefe kilitlenme, düşünce hızında çalışmak önemli.

Bütün bunlara “motivasyon” ve “inanç”ı katarsanız zafere ulaşılır.

               ***

Yarı finalin ilk maçını, İstanbul’daki olayları hatırlayalım.

Maç öncesi Leeds taraftarı Holiganlar’ın karıştığı olayda iki İngiliz öldürülmüştü.

İngilizler, maçtan çok önce stadyum dışında, Taksim’de meydana gelen bu talihsiz olayı istismar ettiler.

Galatasaray taraftarının İngiltere’deki rövanşa gelmemesi için masa başında “oyunlar” oynandı.

Maç öncesi yarattıkları “atmosfer” ile Galatasaray’ı  yıkmak” istediler.

UEFA’dan istedikleri kararı aldılar.

Galatasaray taraftarları maça alınmadı. Bu karar, UEFA’nın bir ayıbıydı…

Çifte standarttı…

               ***

İngilizler her türlü psikolojik baskı unsuru kullandı. Bir “emrivaki” ile Galatasaray’ı sindirmeye çalıştılar.

Ortamı gerginleştirdiler.

Baskı” ve “Sindirme” politikası…

Böyle bir atmosferi başardılar.

               ***

Galatasaray 11 kişiyle sahadaydı.

Leeds, 11 kişi ve 2 tabutla sahaya çıktı. Maçı da, kurallara aykırı olarak 9 dakika geç başlattılar.

Maç, bu atmosferde başladı.

Fatih’in aslanları” bu “baskıcı” ve “dayatmacı” atmosfere karşı bilinçliydi.

Hazırlıklıydı.

Fatih Hoca aslanlarına Elland Road Stadı’nda karşılaşacakları cehennemi “sanal ortamda” ve o ortama uygun “ses düzeneği” ile yaşattı.

Kaptan Bülent maç dönüşü “Biz onların ne istediğini yi biliyorduk” dedi.

Galatasaray, yaratılan bu “baskıcı” ve “dayatmacı” atmosfere “direnç” gösterdi.

Galatasaray’da o “direnç” vardı.

…Ve futbol sahada oynandı.

“Masa başı oyunlarla biz Galatasaray’ yeneriz” düşüncesi kaybetti.

               ***

Medeni Avrupa, uygar İngiliz…

Hakkını inkâr etmeyelim:

Maç bitip, “final bileti”ni alan Galatasaray’ İngilizler ayakta alkışladı.

Sporu bir “savaş” gibi gören, bu “gergin atmosfer”i yaratan onlardı. Ve bunu “profesyonelce” kullanmaya çalıştılar.

Sonuçta; Leeds yönetici ve taraftarları, hatta başkanları dâhil, Galatasaray’ı alkışladılar.

Fatih Terim Türkiye’ye dönüşte, uçakta “İnsan kalbine karar veremezsiniz. Kazanan futbol oldu.” diye konuştu.

               ***

Toplum “Güçlüden yana çıkma alışkanlığı”nı değiştirmeli.

Zira; akıl, mantık ve sistem bu anlayışı çürütüyor.

Karşımıza çıkan her olayı “dünya ölçüsünde” düşünmek gerekir.

Evrensel değerler”i ancak bu düşünce tarzı ile yakalamak mümkün.

Mücadeleler; duygularla değil, akılla kazanılıyor. Uluslar arası arenalarda da bu “ilkeler” geçerli.

Galatasaray kupa maçları ile güzel bir örnek sergiledi. Maçlar masada değil, sahada kazanılıyor.

Başarmak için dünya ölçüsünde evrensel değerleri yakalamak gerek.

Kopenhag’da buluşalım…

Finalde “Kopenhag Kriterleri”nin geçerli olması dileğiyle…

 

 

Latif Karaali – Gülegüle

22-28 Nisan 2000

Sayı:124

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir