Medyaya nasıl inanalım?

CUMARTESİ günü Hürriyet Gazetesi ilgin bir konuyu manşet yaptı. “Anayasal Suç” başlığı ile verilen haberde “Hürriyetin telefonlarının bir yıldır dinlendiğinin ortaya çıkması, Türkiye’yi ayağa kaldırdı. Parti liderleri sert tepki gösterdi” deniyordu.

Manşete konu olan olay; DYP Genel Başkan Yardımcısı Meral Akşener’in açıkladığı üç kasetle ilgiliydi.

Meral Akşener’in basına dinlettiği kasetlerde, Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök’ün Devlet Eski Bakanı Güneş Taner ile Hürriyet Gazetesine ait devlet teşvikleri konusundaki telefon konuşmaları yer alıyordu.

İçişleri Eski Bakını Meral Akşener,Yaptığı basın toplantısında Hürriyet Gazetesini kastederek “Bu büyük gücün hangi kişisel çıkarlar için ne tür baskı ve şantaj aleti olarak kullanıldığını anlatmaya çalışıyoruz” demişti.

***

Evet… Telefonların dinlenmesi gerçekten bir Anayasa suçu. Anayasa “Herkes haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır” diyor.

Konuya, Hürriyet Gazetesi yazarları Tek yönlü” bakıyor ve yönetmelerini “Korumaya” çalışıyor.

Başta Ertuğrul Özkök ile Oktay Ekşi olmak üzere; Tufan Türenç, Enis Berberoğlu ve Emin Çölaşan sert şekilde tepki koyuyor.

Ama sadece “Telefon dinlemeye” sert tepki gösteriyor. Hiçbiri, genel yayın yönetmenlerinin, patronu adına yaptığı “İş takipçiliği”nden söz etmiyor.

Emin Çölaşan “Türkiye Dibe Vururken” başlığını taşıyan makalesinde “Yok mudur bunların hesabını soracak bir makam? Türkiye kibar hırsızların, çetelerin, namussuzların eline teslim edilmiş” diye haykırıyordu.

Emin Çölaşan da “hedef” saptırıyor. Neden Ertuğrul Özkök’e “İş takipçisi” diyemiyor?

***

Ben de bir gazete okuruyum. Emin Çölaşan’ı hem NTV’de izliyor, hem de gazetesinde yazılarını okuyorum.

Çizdiği portre; laik, demokrat, Atatürkçü, korkusuz ve dürüst…

Düşüncemi bir kere daha belirteyim: Meral Akşener’in duyurduğu (telefon dinlemek) bir suç!

Bu suçun işlendiği olayda asıl dikkate alınması gereken konu, Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Müdürü Ertuğrul Özkök’ün, kurumunun menfaatlerine ilişkin yaptığı görüşmeler… Bu buz dağının görünen yüzü. Ya görünmeyenler?

Benzer bir olayda gazeteci Mehmet Barlas’ın başına neler geldiğini biliyoruz.O da, Güneş Gazetesi’nin genel yayın yönetmeni olduğu dönemde patronu adına ihale takip etmişti.

Emin Çölaşan dürüst ve halktan yana bir gazeteci olarak haklı gerekçelerle olayı diline pelesenk etti. Onun sayesinde “Liboş Mehmet” sıfatı hafızalara kazındı. Bu olayda Ertuğrul “Özköşk”ün (soyadındaki bu değişikliği medyadan öğrendim) “ihale takipçisi Liboş Mehmet”ten ne farkı var?

Bir gazete okuru olarak böyle düşünüyorum. Birkaç gündür etrafımda bu tür düşünceleri paylaşan insanlar görüyorum.

Çölaşan herkesi eleştiriyor. Bizler de o mantığın etkisinde kalarak, olaylara bazen “Emin bey’in gözlüğüyle” bakıyoruz.

Genel çizgisinin dışına çıktığına inandığım Emin Çölaşan köşesini kaybedeceğinden mi korkuyor? Merak ediyorum. Rahmetli Yavuz Gökmen sağ olsaydı, bu olayı nasıl değerlendirirdi?

Yine, takip ettiğim kadarıyla, Ertuğrul Özkök yönettiği gazetede “iki ayrı fikrin bulunmasını” savunuyordu.

Hürriyet’te olmasa bile, aynı holding’in bir başka yayın organında elini vicdanına koyan yazarlar var. Melih Aşık Milliyet’teki köşesinde “Gazeteci” başlığı ile Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin konu ile ilgili bildirisini ele alıyor.

Genç gazetecilerin bilgisine… Diyerek, TGC’ nin bildirisinden şu alıntıyı yapıyor: “Gazeteci, bir bilginin, haberin yayınlanması ya da yayınlanmaması karşılığı, hiçbir maddi ve manevi avantajın peşinde olamaz.”

Otobüs firmalarını yüzeysel ve araştırmadan eleştiren medya, okurlarına, yani müşterilerine karşı dürüst değil.

Farklı bir sektördeyiz ama, sonuçta “İnsan”a hizmet ediyoruz. Medya, bizim yolcularımıza duyduğumuz duyarlılığı kendi müşterilerine göstermiyor.

Latif Karaali – Gülegüle

18-24 Aralık 1999

Sayı: 54

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir