Kar değil, ar zamanı!

 BABAM, M. Selim Kara anlattı.

Pazarcılık yapan Yahudi ve rakibi kilosu on liradan, on kasa domates alır.

Ayrı ayrı tezgah açarlar.

Rakip, 5 lira kar koyup, domatesi 15 liradan satmaya  çalışır.

Yahudi 10 liradan aldığı domatesi yine 10 liraya, 1 saatte satar.

Akşam; pazar kapandığında, bizimkinin domatesleri elinde kalmıştır. Yahudi, boş domates kasalarıyla evinin yolunu tutar.

Domates kasaları Yahudi’ye kar kalmıştır…

 

HERKES ŞİKAYETÇİ…

 

Kimse durumundan memnun değil.

Herkes şikayetçi…

Otobüsçü, servislerin “pahalı” olduğundan şikayet eder.

Servis sahibi de “servisin kazanmadığından” yakınır.

Büyük “yatırım” yapmıştır.

İşin gerçeği bu!

 

***

Servislerde “ihtiyaç fazlası” eleman pek yok.

Bu yüzden, servislerdeki işçi, memur sayısı düşürülemez.

Peki, çözüm ne?

Servise giren araç sayısının arttırılması gerekir.

Bunu arttırmanın yolları aranmalı.

“Sürümden kazanmak” bir yöntem olabilir.

Yani; aynı sürede, daha çok araca, daha ucuz hizmet verilecek.

Şimdi, servise sandık bile kalmıyor.

Şu anda servisler, Yahudi’nin domates ticaretindeki gibi “Sandığı kurtarma” çabası içinde.

 

FATURAYI KABARTAN…

 

Aslında hep “işçiliği” tartışıyoruz.

“İşçilik pahalı” diye yakınıyoruz.

Galiba yedek parça meselesini göz ardı ediyoruz.

Servislerdeki faturayı kabartan işçilik değil yedek parça!

 

***

Bu dönemde; özellikle yeni otobüs satışı azalınca, servise “garanti hizmeti”ni almak üzere giren otobüs sayısı da azaldı.

Parça fiyatları pahalı.

Servis de şikayetçi.

Otobüsçü “az para kazandığından” şikayetçi.

Zaten yolcu hep şikayetçi…

Çünkü herkes az kazanıyor.

 

BİR ÖYKÜ DAHA..

 

Daha önce yazmıştım.

Tekrar edeyim.

Bir otobüsçü dostum, bugünkü otobüsçülüğü, aşağıda zevkle okuyacağınız öyküyle ifade etti.

Öyküyü anlatmak benden, yorumu da sizden:

Şimdiki adı Kemaliye olan Erzincan Eğin’deyiz…

O döneme otobüs yoktu, kamyon yoktu…

Nakliye işi katırlarla yapılırdı.

Zamanın nakliyecisi azığını düzer, yola öyle çıkardı.

Çıkınında; evinden aldığı, yolda yiyeceği çökelek ve yufka bulunurdu…

Katıra da arpa – saman yedirirdi.

Bizim nakliyeci; bir gün, serin bir yerde, bir pınarın başında mola verir.

Önce katırının yükünü indirir, karnını doyurur.

Sonra çıkının açar kendi karnını doyurur.

Pınardan akan sudan kana kana içer ve dinlenmeye çekilir

Bu mola sırasında, aklına “bir hesap yapmak” düşer.

Nakliye işinden ne kazanmış…

Hayvana ne kadar arpa – saman yedirmiş…

Görmüş ki,; hep katıra yedirmiş, kendine  kuruş kalmamış…

Yola çıkacak, katıra yükünü yüklerken kulağına eğilmiş, “Katı, katı… kendin kazanıp kendin yeysin,  beni de ahmak etmiş, ardın sıra doladeysin” demiş.

Şimdi durum böyle.

Herkes Eğinli katırcı gibi…

Ama, Yahudi Pazar gibi “sürümden kazanıp” sonuçta sandığı “kar” kabul etmek de mümkün.

 

UMUTSUZ OLMAYALIM…

 

Bugün, gelişen olaylara ve piyasaya baktığımızda durumun pek “iç açıcı” olmadığı görülüyor.

Doğru…

Bir “kriz” var.

Ama, bu sektör çok kriz gördü.

Kriz geçici..

İyi günler gelecek!

Umutsuz olmayalım ve umudumuz koruyalım.

Şimdi kar değil, ar zamanı.

Latif Karaali, Güle Güle Gazetesi

22-28 Ekim 1999

Sayı: 98

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir