NERDEE…

 GEÇEN yılın son günleriydi….

Hürriyet Gazetesi ilginç bir konuyu manşetine taşımıştı.

“Anayasal Suç” başlığı ile verilen haberde “Hürriyet telefonlarının bir yıldır dinlendiğinin ortaya çıkması Türkiye’yi ayağa kaldırdı” deniyordu.

Ne olmuştu da, Türkiye ayağa kalkmıştı?

DYP Genel Başkan Yardımcı Meral Akşener basına 3 kaset dinletmişti.

Telefon görüşmelerinin kaydedildiği bu kasetlerde Hürriyet Gazetesi Genel yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök ile Güneş Taner’in konuşmaları yer alıyordu.

Güneş Taner o günlerde Devlet Bakan’ıydı ve ekonomiden sorumluydu.

Konuşmaların içeriği de “Hürriyet Gazetesi’ne ait devlet teşvikleri” ile ilgiliydi.

Yani, Hürriyet Gazetesi genel yayın yönetmeni patronu adı “iş takipçiliği” yapıyordu.

Konuşma tarzları pek de ciddi değildi.

Bu olay kapanıp gitti.

 

ÇAĞRIŞTIRDIKLARI…

Bugün Türkiye gündeminde yine “telefon dinleme” olayları var.

Olayı ortaya çıkaran Hürriyet Gazetesi oldu.

Ertuğrul Özkök, o eski olayı hatırlayarak duygularını şimdi dile getiriyor.

Şöyle diyor Ertuğrul Özkök:

“Telefonlarım dinlenip, pespaye bir şekilde işportaya düşürüldüğü zaman neler hissetmiştim?

O zaman yazamamıştım.

Şimdi kendimi daha rahat hissettiğim için yazabilirim.

 

***

Kendimi çırılçıplak vaziyette, kalabalık bir caddeye bırakılmış gibi hissetmiştim.

Telefondaki sesim bana yabancı gelmişti.

Kanunsuz telefon dinlemenin çok, ama çok büyük bir alçaklık olduğunu kendi tecrübemle öğrenmiştim”

Bu duygulara katılmamak mümkün değil.

Evet…

Telefonların dinlenmesi gerçekten anayasal bir suçtu.

Anayasa “Herkes haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır” diyor.

Böyle bir “eylem” sadece suç mu?

Bu, kamu vicdanını da zedeler, yaralar.

Ertuğrul Özkök’ün son yazısından bir alıntı daha yapayım:

“Telefonu dinleyen, onu kaydeden, aleniyete geçiren insan utanmaz.

Ama mağdur utanır.

Hem de çok utanır.

Konuşmalarında hiçbir şey olmasa, söyledikleri son derece masumane şeyler olsa da utanır.

Taksim meydanında çırılçıplak…

Etrafında meraklı bir kalabalık.

Ne kadar hızlı koşarsanız koşun, yine de yavaş kalırsınız.

Kaslarınızın sürat limiti, utancın aşırı süratine hiçbir zaman yetişemez.

Utanç, hep o çıplak bırakılmış gövdenizin önünde koşar.

Kahrolursunuz.

O anın geçmesinden başka hiçbir şey istemezsiniz”

 

ATEŞ DÜŞDÜĞÜ YERİ YAKAR

Peki…

Olaya tek yönlü bakmak, sadece kendi açısından bakmak ne kadar doğru?

Hakkaniyet ölçülerine ne kadar sığar?

“Geliştirilen” ilk olaydaki asıl dikkate alınması gereken konu, Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök’ün kurumunun mefaatine ilişkin yaptığı görüşmeler…

Bu, buzdağının görünen yüzü.

Ya görünmeyenler?

Benzer bir olayda, gazeteci Mehmet Barlas’ın başına neler geldiğini iyi biliyoruz.

“Liboş Mehmet” sıfatı Hürriyet ve Hürriyet Gazetesi yazarları tarafından hafızalara kazındı.

Neyse..

Gelelim Ertuğrul Özkök’ün bahsettiği o “çırılçıplak” hissine…

“Teşvik” devletin şirketlere tanıdığı kanuni bir hak.

Ama nasıl kullanıldığı konusunda kamuoyuna yansıyan tereddütler de var.

“Kamu Vicdanı” bugün, teşvik olaylarını “devletin soyulması”na benzetiyor.

Alınan teşvik, halkın malı.

Telefon dinleme olayına sadece kendi duygularını koyup, sadece bu açıdan bakmak halkı soymak değil mi?

Bay Özkök bazı şeyleri örtüyor.

İşine geleni yazıyor, işine gelmeyeni gözden kaçırıyor.

Kamuoyunu aldatmaya çalışıyor.

Tereddüt uyandıran konuları dile getirmemek beni, yani okuyucuyu, yani halkı aldatmak değil mi?

Neden Güneş Taner ile arasında geçen konuşmayı sütununa aktarmıyor?

 

***

Ertuğrul Özkök, konu ile ilgili son yazısını şöyle bitiriyor:

“Ama o maymun suratlı alçak, böyle bir insan duygusunu anlayabilir mi?

Nerdeee…”

Ben Ertuğrul Özkök’ü anlıyorum.

Bay Özkök benim duygularımı anlayabiliyor mu?

Nerdeee…

Latif Karaali, Güle Güle Gazetesi

10 Haziran, Sayı: 78

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir