EY, OTOBÜS…

TECRÜBELİ otobüsçü dostlarımdan Özlem Turizm’in sahibi Hacı Murat Özel anlattı.

Yıl 1968…

0 302’ler yeni çıkmış.

100 bin lira peşin, 16 bin lira taksitle otobüs alıyor.

Borcunu 20 ay vade ile ödeyecek.

Araba yeni… Araç sıfır!

İstanbul – Eskişehir hattında çalışıyor ve günde 3 tek atıyor.

 

ÇALIŞIP KAZANINCA…

İstanbul – Eskişehir bilet fiyatı 15 lira.

Mazotun litresi 35 kuruş.

Bir teneke yağ 38 lira.

Hacı Murat Özel her gün çalıştı, para biriktirdi. Kazancını günlük olarak bankaya yatırdı.

Aylık taksitlerini zamanında ödedi.

26 AT 424 plakalı otobüs borcunu bitirdikten sonra 165 bin lira tasarruf ettiğini gördü.

Kazandığı o para ile gitti, bir otobüs daha aldı.

 

BU HESAP GÜNÜMÜZDEN

Taşımacılık işinin dünü böyle…

Ya günümüzde durum nasıl?

Geçenlerde tecrübeli otobüsçü dostum İbrahim Arttırdı bir hesap yapmış. Hesabını da ”bu gidiş iyi değil” diyerek gazetedeki sütununa aktarmıştı.

“hesap adamı” net rakamlar koymuş. Görünen masraflar, otogar çıkışları, köprü-otoban, bahşiş, ikram malzemeleri, otobüs personeli maaşları, yol harcamaları ve mazot…

Görünmeyen giderler; kasko ve sigortalar…

Bir de pek azımızın düşündüğü otobüsün amortismanı var.

Komisyonuydu, ayakçısıydı, servisiydi, terminal gideriydi… derken, sonuç hiç de içaçıcı değil…

Mevsim dolayısıyla otobüslerimizin “doluluk oranı” en düşük seviyede seyrediyor. İşler kesat!

Üstelik, firmalar arasında bilet fiyatları ile ilgili olarak “yıkıcı” fiyat rekabeti var

Bilet fiyatları alabildiğine aşağıya çekilmiş.

Bugün yaşadığımız gerçek bu!

 

BİR ÖYKÜ DAHA…

Bir otobüsçü dostum, bugünkü otobüsçülüğe aşağıda zevkle okuyacağınız öyküyle ifade etti. Öyküyü anlatmak benden, yorumu ise sizden:

Şimdiki adı Kemaliye olan Erzincan Eğin’deyiz.

O dönemlerde otobüs yoktu, kamyon yoktu… Nakliye işi katırlarla yapılırdı.

Zamanın nakliyecisi azığını düzer, yola çıkardı. Çıkınında, yolda yiyeceği evinden aldığı çökelek ve yufka bulunurdu.

Katıra da arpa saman yedirirdi.

Bir gün, serin bir yerde, bir pınarın başında mola vermiş.

Öne katırının yükünü indirmiş, katırını doyurmuş.

Sonra çıkınını açmış, yemeğini yemiş. Pınardan akan soğuk sudan kana kana içmiş…

Mola sırasında aklına bir “hesap yapmak” düşmüş. Nakliye işinden ne kazanmış.

Hayvana ne kadar arpa- saman yedirmiş…

Görmüş ki, hep katıra yedirmiş, kendine kuruş kalmamış…

Yola çıkacak, katıra yükünü yüklerken kulağına eğilmiş “Katır kendin kazanıp kendin yeysin, beni de ahmak etmiş arkan sıra doladeysin” demiş…

 

***

Otobüsçülüğün serüveni bu öykülerde ifade ediliyor.

 

 

Latif Karaali, Güle Güle Gazetesi

5-11 Mart 1999, Sayı: 65

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir